Eklenme Tarihi : 5/8/2021
MEHMET NURİ YARDIM

Edebiyat Ömürlük Meseledir


MEHMET NURİ YARDIM

Orhun Kitâbeleri’nin, Kâşgarılı Mahmud’un, Yusuf Has Hacib’in, Yûnus’un, Mevlâna’nın, Fuzuli’nin, Âkif’in, Necip Fâzıl’ın ve Yahya Kemal’in okunmasını tavsiye eden Kukul, “Gençler sabırla yazmaya başlasınlar” diyor.

M. Halistin M. Kukul ömrünü edebiyatımıza adamış bir şair ve yazar. 1943 yılında Trabzon’un Beşikdüzü ilçesinde doğdu. Eğitimini tamamladıktan sonra liselerde öğretmenlik, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk şiiri 1961 yılında yayımlanan Kukul’un şiir, hikâye ve denemeleri çeşitli gazete ve dergilerde neşredildi. Pek çok eseri kültür hayatımıza kazandırdı, değişik kurumlardan ödüller aldı. 1997 yılından beri emekli olan Kukul, yeni çalışmalarını okuyucularına hazırlıyor. Yazarımızla güncel edebiyat ve eserleri hakkında konuştuk:

Aziz hocam edebiyatın farklı türlerinde eser vermiş bir büyüğümüz olarak sanırım şiirinizin gönlünüzdeki yeri farklı. Umumiyetle edebiyatçılarımızın ilk çalışmaları da şiir oluyor. Ama siz kaleme aldığınız destanlarla da bu türü hiç bırakmadınız. Şiirin günümüzdeki durumunu nasıl görüyorsunuz? Gençlerin yazdıklarını görebiliyor musunuz? Edebiyat dergilerindeki şiirlerin vaziyetini nasıl buluyorsunuz? Şiirimiz eski şaşaalı, saltanatlı mevkiine ulaşabildi mi, bu konudaki değerli fikirlerinizi öğrenmek isteriz.

Edebiyata, umûmiyetle şiirle başlanılıyor. Bu da, çok tabiî bir hâldir. Çünkü; his, düşüncenin önündedir. Basit demeyeyim, saf/arı/berrak hisler kâğıda kaydedilince, insana, kendine güven geliyor. Bu sebeple, çocuk denilecek yaşta şiir yazılması kaçınılmaz oluyor. Sorunuzun ikinci bölümü, destanlarla alâkalıdır. Kıbrıs Destanı, Dağıstanlı Arslan Şeyh Şâmil Destanı ve Kanije Destanı adlı kitaplarım Kültür Bakanlığı ve Türkiye Diyânet Vakfı tarafından kitaplaştırıldı. Şu anda da, hepsini bir başlık altında topladığım fakat yayınlayamadığım Oğuz Kağan Destanı-Dede Korkut Destanı-Osman Gazi Destanı ve Kunuri Destanı adlı kitabım hazırdır. Türk şiirinin günümüzdeki durumuna gelince, sıkıntılı olduğunu söyleyebilirim. Tabiî ki, ‘sıkıntı’dan neyi kastettiğimi belirtmeliyim. Şu ân itibâriyle birkaç edebiyat dergisinde yazıyorum. Türk Yurdu, Çağrı, Bizim Külliye, Toşayad Kümbet, Aydın Efesi, Çıngı bunlardan bâzılarıdır. Ayrıca; wwwkapsamhaber.com ve Samsunhabertv yaygınağ/internet sitelerinde yazı şiirlerim yayınlanıyor. Sıkıntı ne midir, cevap vereyim: Tabiî ki, Türk Yurdu hâriç, diğerlerinin bir kısmı şiirle dolu. Düşünebiliyor musunuz, 48 sayfalık bir dergide 50-60 şiir yer alıyor. Bu da, sözünü ettiğiniz, “Şiirimizin eski şaşaalı ve saltanatlı mevkiine ulaşmasını” mümkün kılmıyor. Nasıl ulaşabilsin ki? Çocukluk ve belli bir gençlik dönemindeki şiirlerde ‘his’ fazlasıyla öndeydi. Belli bir yaş seviyesinden sonra, his’se yön verecek, akıl müşterekliği gerekir. Aklın murakabesinden geçmeyen mısrâlar, âhenkten de mahrumsa, şiir safında yer bulamaz, bulmamalıdır. Bunun için, şâir çok, şiir çok azdır. Ekseri arkadaşlarımız şiir değil de, şâirlik peşindedirler. Bunun için, durmadan, aceleyle/koşuşturmayla yazıyorlar. Netîcede, o “şaşaalı” ve “saltanatlı” şiire ulaşmak değil, pek de yaklaşamıyoruz. Sâdece münferit çalışmalarda başarı görüyorum, o kadar!..

Mustafa Kutlu Başarılı

Hikâye bizde geleneği olan bir tür… Sizin de hikâyeleriniz, hikâye kitaplarınız var. Hikâye alanında pek çok eser de yayımlandı son yıllarda. Bu edebî türün bilhassa Tanzimat’tan sonra başlayan serüveninin geldiği noktayı yeterli buluyor musunuz? Daha iyi hikâyeler yazılabilir mi?

Üç hikâye kitabım yayınlandı. Hikâyede ısrarcı olmadım. Çünkü, roman hâriç her tür üzerinde çalışmalarım bulunmaktadır. Yalnız şu var ki, Ömer Seyfettin’de takılıp kalmışız. 36 yıllık ömrüne dünyaları sığdıran Ömer Seyfettin’in, takılıp kalmışız dediğim hikâyeciliğini bile yeterince tanıtıp anlatamamışız. Kaldı ki, Ömer Seyfettin, aynı zamanda büyük bir fikir adamıdır. Türkiye gibi, bilhassa genç nüfusa sahip bir ülkenin, san’atın her sahasında numûne eserler ortaya koyması beklenirdi. Mustafa Kutlu gibi, başarılı örneklerimiz olmasına rağmen, meselâ, ‘Çocuklar için edebiyat’ sahasında, kat’iyyen yeterli değiliz.

Roman bizde yeni. Tanzimat’tan sonra başladı ve bir hayli ilgi gördü. Birçok edebiyatçımız yazıya şiir ve hikâye ile başladı ama romanla devam ediyor. Roman insanların meramını ifade edebilmesi için daha rahat ve geniş bir alan olarak mı görülüyor?

Roman hiç yazmadım. Zincirli Tepe adlı hikâye kitabımdaki ilk hikâye olan Zincirli Tepe hikâyemi roman olarak düşünmüştüm. Öyle bir noktaya gelip dayandım/tıkandım ki, kırk sayfaya yakın uzun bir hikâye ortaya çıktı. Son dönem romanlarımızda ise, siyâset öne çıktı. Son dönemlerin hadiselerini romanlaştıranlar oldu. Yalnız, tâkîp edebildiğim kadarıyla üç roman ilgimi çok çekmiştir. Sinan Akyüz’ün İncir Kuşları, Mehmed Niyazi Özdemir’in Çanakkale Mahşeri ve Nazan Bekiroğlu’nun Nar Ağacı üç hârika roman numûnemizdir.

DENEMEYİ MEHMET KAPLAN SEVDİRDİ

Deneme zannediyorum edebiyatın en tatlı türlerinden biri. Ben de hasbelkader 13 yıldan beri ilgilendiğim Yazı Editörlük ve Medya Kursu’nda öğrencilere deneme yazmalarını tavsiye ediyorum. Güzel denemeler yazıyorlar. Ve bu türde hatırı sayılır kitaplar da çıktı. Acaba deneme türü bizim sohbet geleneğimizin bir karşılığı olabilir mi hocam, ne dersiniz?

Deneme türü, Mehmet Kaplan hocanın bizlere sevdirdiği bir yazı türüdür. Yazmayı ve okumayı çok severim. Denenmeli ve teşvik edilmelidir. Peyami Safa’nın, S. Ahmet Arvasî’nin denemeleri güzel örneklerdir. Makalelerimin yanında, denemeye de önem veririm. Şüphesiz ki, her türü, kendi yapısı içersinde önemli görürüm.

Tiyatro sanıyorum yerli ve millî hassasiyetleri olan edebiyatçıların en çok ihmal ettiği bir alan. Ama siz piyesler de kaleme aldınız ve bu sahayı boş bırakmak istemediniz. Hâlbuki geçmişte Necip Fazıl Kısakürek, Tarık Buğra, Mustafa Necati Sepetçioğlu gibi büyüklerimiz de tiyatro eserleri kaleme aldılar. Genç edebiyatçıların bu alana biraz mesafeli bulmasını doğru buluyor musunuz? Sahnelerde daha fazla millî eserlerin oynanması gerekmiyor mu?

HİÇ BİR SAHA BOŞ BIRAKILMAMALI

Şahsen, hiçbir sahanın boş bırakılmasına gönlüm râzı değildir. Deneme ve şiirde olduğu gibi tiyatroda da böyledir. Bugün, dünyada, Necip Fâzıl seviyesinde bir tiyatro yazarı mevcut değildir. Yâni geçmişten bugüne kadar!.. Boş bırakılan hangi saha olursa olsun, mutlaka bir başka ‘şeyle’ doldurulur. Menfî veya müspet’ mutlaka doldurulur. Yalnız bir şey var ki, bütün bu türler üzerinde düşünürken, bir şeyi unutmamalıyız: O da, kalitedir!.. Kaliteden tâviz vermek, san’atın özüne, kimyâsına aykırıdır. Genç edebiyatçılar, bu mânada, şiire de denemeye de, tiyatroya da uzak duruyorlar. Para diyorlar!.. Bugün, kitap bastırmak büyük külfettir. Bu türler, fazla para getirmeyen türlerdir. Bilhassa şiir!.. 2017’de Yakın Plan Yayınları’ndan Uyanmak Zamanı adlı bir şiir kitabım yayınlandı. 432 sayfa... Peki satışı nasıl? Türkiye’de kitap dediniz mi duracaksınız!.. Yayınevlerimizin durumu da arzu edilen seviyede değildir. İşleri çok zor!.. Kitaplardaki vergi yükü kaldırılmalıdır. Kitap taşımacılığı yâni kargo masrafı çok fazladır. Kitap olmayınca, kültür işleri de aksıyor. Kaldı ki, şiir ve tiyatro eseri en az okunan eserlerdir. Teşvik ve destek olmayınca, kimse de onlara yaklaşmak istemiyor. Mes’ele derindir!..

HATIRALARIMI YAZIYORUM

Geçmişte pek çok değerli şair, yazar, mütefekkir ve sanatkârla beraber oldunuz, onlarla dostluklar kurdunuz. İnşallah bunları bir hatıra kitabında sizden okumak isteriz. Burada en azından ismen bazılarından bahsedebilir misiniz? Bir de sizi en çok etkileyen bir hatırayı lütfeder misiniz?

Mehmet Çınarlı’nın mektuplarının bir kısmını Erciyes dergisinde yayımladım. Bahtiyar Vahabzâde’nin mektuplarının tamamını Toşayad Kümbet’te yayınladım. Feyzi Halıcı’yla ilgili olanların bir bölümü, Çağrı’nın Ekim 2021 sayısında, bir bölümü de Samsun’da yayınlanan Edebice dergisinde önümüzdeki ölüm yıldönümünde yayımlanacak. Zâten, hâtıralarımın bir kısmını ihtiva eden, Darbelerde Harbiyeli Olmak adlı kitabım da Şubat 2021’de Pankuş Yayınları’ndan çıktı. İnşâ Allah, nasip olursa devam edeceğim. Hâtıra türüne de çok önem veririm!.. Verilmeli de!..

SABREDEN KAZANACAKTIR

Malumâliniz bir yıldan beri pandemi süreci yaşıyoruz. Koronavirüs hepimizi evlere hapsetti. Dünya çapında bir felaket, üzücü tabii. Ama bir bakıma insanlar biraz içlerine döndü, muhasebe yapmaya başladı. Daha çok kitap okunuyor. Bu olaya kahır içinde bir lütuf diyebilir miyiz? İnsanlarımız bu hadiseyi hayırda kullanabilir mi?

Buna da, İnşâ Allah, diyelim. Her şerde bir hayır vardır ümidiyle çalışalım. İrâdemizi buna teksif edelim. Netîcede, sabreden kazanacaktır!..

EDEBİYAT LİSELERİ KURULMALI

Son olarak şunu sormak isterim. Bir yazı ustası, bir edebiyat üstadı olarak gençlere, bilhassa yazmayı sevenlere tavsiyeleriniz nelerdir. Nasıl hareket etsinler? Önce kimleri okusunlar?

Estağfirullah!.. Ustalık, üstadlık apayrı bir şeydir. Biz de, sözünü ettiğiniz o usta ve üstâdların sâyesinde yol alabilmekteyiz. Ancak; bir defa Devlet, bu işe önem vermelidir.1987 yılıydı sanıyorum. Üst üste birkaç yazı ve mülâkatımda, Edebiyat Liseleri açılmasını teklif ettim. Bu liseler, Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerine temel teşkil edecekti. Bu liselerde, Osmanlı Türkçesi, estetik,  Türkçe’nin ve edebiyatın temel bilgileri verilecekti. Hattâ, Çağrı dergisinin 728 sayısı olan Temmuz 2020 tarihli nüshasında “Edebiyat Lisesi ve Yabancı Diller Liseleri” başlıklı yazımda mes’eleyi tekrar ele aldım. Çok mühimdir!.. Çünkü, Edebiyat Lisesini bitirenler, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne hazır gelecektir. Tabiî ki, Türk dünyâsı edebiyatlarıyla genişleyen Türk edebiyatı da bu bölümlerde teferruatıyla okutulabilecektir. Böylece; gençlerimiz keşfedilecek, geliştirilecek ve teşvik edilecekti. Bu mes’eleyi hâlâ duyan yoktur, düşünen yoktur, yoktur, yoktur ve yoktur!.. Bu ne demektir? Bu, şu demektir ki, edebiyat öğrenimimiz baştan sona yanlışlarla doludur. Gençlere sıra gelinceye kadar, onların kendilerine çekidüzen vermesini temenni ederim.

Gençler, Orhun Kitâbelerinden itibaren, Kâşgarılı Mahmud’u, Yusuf Has Hacib’i, Yunus’u, Mevlâna’yı, Fuzuli’yi, Âkif’i, Necip Fâzıl’ı, Yahya Kemal’i, Niyazi Yıldırım’ı, Mehmet Çınarlı’yı, Bahtiyar Vahabzâde’yi... ne bileyim, önümüzde o kadar çok numûne var ki, hepsini okuyup tahlil edip hazmetsinler ve sabırla yazmaya başlasınlar... Tabiî ki, bu işe başlamışlarsa, bırakmasınlar… Çünkü bu iş,  günlük, aylık, yıllık değil, ömürlük bir mes’eledir!.. 


   
 

yorum ekle