Eklenme Tarihi : 11/21/2020
MEHMET NURİ YARDIM

Türkçemizin söz varlığı

MEHMET NURİ YARDIM

Ötüken Türkçe Sözlük’ün müellifi Yaşar Çağbayır, “Türkçenin kelime dünyası çok geniş. Dilimizin varlığı milyonlarla ifade edilebilir.” Diyor

Türkiye’de sözlükçülük son yıllarda gözle görülür şekilde daha da değer kazandı. Bundan 30-40 yıl önce neredeyse tek bir sözlükle idare edilirken bugün birçok kurum ilim, edebiyat ve dil dünyamıza birbirinden değerli sözlükleri kazandırıyor. Onlardan biri Yaşar Çağbayır’ın beş cilt olarak yazdığı Ötüken Türkçe Sözlük’dür. Bugüne kadar hazırlanmış sözlüklerin en hacimlisi ve kelime bakımından en zengini. Ötüken Neşriyat’ın kültür dünyamıza kazandırdığı eser büyük bir boşluğu doldurdu. Müellifi Yaşar Çağbayır ile sözlüğü konuştuk:

Sizde sözlük yazma isteği ne zaman ve nasıl doğdu? Bir yerde okumuştum. Aradığınız bir kelimeyi hiçbir sözlükte bulamayınca karar verip sözlüğü hazırlamaya başlamışsınız, bunun ilginç hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz?

Ben sözlüklerin kullanışlı olmasını, yani aranan kelimenin kolayca bulunmasını hedef aldım. Ülkemizde yayınlanan her sözlüğün yazarının /hazırlayıcısının çoğunlukla kendine has bir tutumunun olduğunu görürüz. Ama ortak bir yön var ki “sözlük birimi” diye adlandırılan madde başı ve madde içlerinin sıralanışı belki “sözlük bilimi” esasları çerçevesinde gerektirdiği gibidir. Fakat bir sözlüğü ele alan bırakın ortaokulu, lise öğrencisi bile kelime bulmakta zorlanıyor. Bunu açıklamak oldukça uzun yer ve zaman meselesi... Ben madde başı olarak tek kelime aldım. O kelimeyle başlayan ikileme, terim, deyim ve tamlamaları da kendi aralarında alfabe sırasına göre iç maddelere yerleştirdim. Üç kelimeden ibaret bir kelime grubunu arayan kimse önce ilk kelimeye göre madde başını bulacak ve ondan sonra da iç maddeler arasında sırayı gözeterek aradığı kelime grubunu rahatlıkla bulabilecektir. Bu yüzden başka sözlüklerde madde başı olan “ayrı yazılan” birleşik kelimeler benim sözlükte iç maddedir. Öğrencilerle ders yaptığımız zamanlarda diğer türlü düzenlenmiş sözlüklerle sorunlar yaşamıştık. Öğrencinin bir kelimeyi bulabilmesi için öncelikle üniversitenin sözlük bilimi bölümünde okuyan bir öğrenci düzeyinde olması gerekiyor. Zaten okumaya meyli olmayan bir kimseye sözlüğe bakma gibi bir külfeti yükleyince okumaktan tamamen soğutuyoruz. Bu yüzden öğrenci veya yetişkin sözlükten kolay yararlanabilmelidir.

 Sözlük ve gramer kitaplarını unuttuk

 Ben lisede iken Mustafa Nihat Özön’ün Osmanlıca Sözlük’ünü edinmiştim. Eğitim Enstitüsü’nde kendi kendime Osmanlı Türkçesini öğrenmeye kalkışınca Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat’ını edindim. Bir ay gibi kısa bir sürede Millî Tetebbular Dergisi’ni okumaya başladım. Elbette öğretmenlerimizden de yardım aldım. Özellikle okutucu harfleri... O sırada Bursa Eğitim Enstitüsü Kitaplığında Hüseyin Kâzım Kadri’nin Büyük Türk Lugatı da vardı. Onun ilk iki cildi Osmanlı Türkçesi iledir. Dil söz konusu olunca iki husus önem arz eder: Dil bilgisi ve sözlük. Her zaman rahmetle yâd ettiğimiz Şemseddin Sâmi “Lugatı ve kavaidi mazbut olmayan lisanın hiçbir vakit elsine-i edebiyeden addolunmak iddiasına salahiyeti olamaz.” diyerek bu konunun önemini vurgular. Bu yüzden yabancı dil öğrenimimiz sıralarında hep sözlük ve gramer kitaplarını başvuru kitabı olarak yanımızda bulundurmuşuzdur. Bu alışkanlığı ne yazık ki Türkçe bir gazete, dergi, roman veya başka bir kitap okurken terk ettik.

 Bilmediğim kelimelerle karşılaştım

 Sözlük ihtiyacını en çok ne zaman hissettiğimi şöyle açıklayayım: Lise ders kitaplarında “Dede Korkut”tan bir metin vardır. Baş tarafta biraz açıklama ve ardından bir paragraflık özet yer alır. Daha sonra da bir veya iki sayfa asıl metin verilir. Ardından tekrar özetle konu bitirilir. Bu arada bilinmeyen kelimeler vardır. Çok güzel düzenlenmiştir. Eğitim/öğretim açısından mükemmeldir. Ancak ben bu parçanın bütününü okumak istedim ve gidip okul kitaplığından buldum diyelim ve öyle oldu, okumaya yeltendim. Daha ilk cümlede beş altı tane bilmediğim kelime ile karşılaşıyorum. Kitaplıktaki sözlükleri devirmeye başlıyorum. Bu kelimelerin hiçbiri yok. Çünkü onlar günümüz Türkçesinin sözlükleri. Peki bizim dilimizin başlangıçtan bu yana bütün kelimelerini içeren bir sözlüğümüz niye yok? Olması gerekmez mi?

 Kullanılan kelime kültür dilinde

Dahası... Devlet memuru olarak taşrada bir kasaba veya ilçeye giden bir şehir çocuğunu ele alalım. Halkın işini görmesi için gönderildi oraya. Vatandaşın biri geldi iş için. Derdini anlatıyor. Ama o, kullandığı kelimenin kültür dilindeki karşılığını bilmiyor ve yerel bir kelime kullandı, memur onun dediği kelimenin ne anlama geldiğini bilmiyor. Sonuç belli, anlaşamamak. Bunun aksi, memur vatandaşa bir şeyler izah ediyor ama vatandaş onun kullandığı kelimeyi bilmiyor...

 Bir teknisyen edasıyla hazırladım

Yine aynı sonuç. Şu hâlde bizim ağızlarımızdaki kelimeleri de toplayan bir sözlüğümüz olmalı değil mi? Evet var, Tarama ve Derleme sözlüklerimiz var. Ama bunlar akademisyenlerin anlayabileceği ve kullanabileceği tarzda. Bunları ortaöğretim öğretmenlerinin kullanması bile zordur. Bu yüzden hem güncel, hem tarihî, hem de yerel kelimelerimizi iki kap arasına alan bir sözlüğe ihtiyaç var. Bu sözlük halkın ve alt seviyelerdeki öğrencilerin rahatlıkla yararlanabileceği tarzda olmak zorundadır. Çok kere tarihî sözlük ayrı, ağız sözlükleri ayrı, güncel sözlük ayrı olmalıdır diye eleştiriler aldım. Evet, onların bulunduğu seviyeden öyle olmalı, ama vatandaş seviyesinden bakınca akademik bir sözlük değil halkın ve öğrencilerin kolaylıkla yararlanabileceği bir sözlük ihtiyacı benim öğretmenliğim süresince ilk sıraları işgal etmiştir. İşte ben Ötüken Türkçe Sözlük’ü bu tarzda ve bir teknisyen edasıyla hazırladım.

Sözlük yazmak ihtiyaçtan doğdu

Ben öğretmenlik yaptığım sıralarda bir sözlük yazma düşüncesini hiç taşımadım. Bana öğretmenliğimde gereken ve ayrıca okuduğum kitap ve yazıları anlayabilmek için ihtiyaç duyduğum ya da ilk karşılaştığım kelime ve deyimleri unutmamak için not ettim. Önce fihristlere, sonra da fişlere işlemeye başladım. Bunun başlangıcı da öğretmenliğimin hemen hemen ilk aylarına denk gelir. Her ne kadar divan edebiyatını sözlükler yardımı ile çözebilecek durumda kendimi yetişmiş saysam da iş bürokrasiye gelince ben yaya kaldım. Bilmediğim bir yığın terimle karşılaştım. Bunların anlamlarını deftere yazmaya başladım. Bunlar zamanla çoğaldı, fihristler doldu. Sonra fişlere yazmaya başladım. Söke’de bir okula gelince öğretmenler bu konuda benden yardım istediler. Bu konuda bütün öğretmen arkadaşlar (Türkçe-edebiyat) açık yüreklikle öğrencilere “Bunu şu anda ben de bilmiyorum, öğrenir gelir size daha sonra anlatırım.” demeyi alışkanlık hâline getirmiştik. İşte bu tür çalışmalar benim fişlerimin sayısını artırıyor beni de araştırmaya yönlendirdi. Emekli olduktan sonra bu fişleri bilgisayara aktarmaya karar verdim, 4 yılım bunları bilgisayara aktarmakla geçti.

Türkçenin en kapsamlı ve en geniş sözlüğünü hazırlarken kaynak sıkıntısı çektiniz mi? Büyük şehirlerin kütüphanelerinden de yararlandınız mı?

Elbette ki büyük şehirlerdeki kütüphanelerden yararlandım. En çok Ankara’da Millî Kütüphane ve TBMM Kütüphanesi. Bunun dışında İzmir Millî Kütüphane,  Aydın ve Söke halk kütüphaneleri tarama konusunda bana yeterli oldu. Okul kütüphanelerinde de bakanlığın gönderdiği kitaplar bu tür çalışmalar için yeterliydi. Ben daha çok YÖK tez merkezinden yararlandım. Ücreti karşılığında ve bazen de ücretsiz tezleri fotokopi olarak temin edebiliyordum. Hele meclis kütüphanesinden; tanıdığım milletvekillerine, ya da emekli olmuş milletvekillerine mektuplar yazıyordum, fotokopileri bana ulaştırıyorlardı. Ankara’da TBMM Kütüphanesi’ne uğruyor, bana yarayacak eserlerin listesini yapıyor, fotokopi ile dönüyordum. Ben bu söylediklerimi öğretmenlikte iken yapmıştım. Öğretmenliğim bitince elimde sözlük materyali neredeyse tamam sayılırdı. Bu şu demekti; ben bu yazdığım sözlüğü daha önce yararlanmak bahanesiyle hazırlamış gibi oldum. Emekli olduktan sonra da başkalarının yararlanması için basıma verdim gibi bir hâl. Her dönem ve alandaki eserleri okumak için Kril yazısını da öğrendim, Türk devletlerinde (o zaman Sovyetlere bağlı) çıkan dergi veya gazeteleri de okumak nasip oldu. Bizim dilimizin varlığı öyle yüz binlerle değil, milyonlarla ifade edilecek miktarda. İş bunları tarayıp, derleyip bir araya getirebilmekte... Ben bu kadarına yetişebildim, bu kadarını becerebildim... Bu konuya gönül vermiş aydınlarımızı bekliyor Türkçe...

Türkiye’de bir ilk olan Ötüken Türkçe Sözlük,  5 ciltten ve 7095 sayfadan oluştu. Türkiye ve dünyada Türk diliyle yazılmış 1700’den fazla eserin incelenmesiyle hazırlandı. Uzun bir çabanın ardından kaleme aldığınız ve önemli bir kaynak olan büyük sözlük yayımlanınca neler hissettiniz, nasıl bir yankı uyandırdı?

 İlk baskı için 1700’den fazla eser taradım. Bu tarama baştan sona ele alma olduğu gibi kimilerinde birkaç sayfadan ibarettir. Ben sözlüğün giriş bölümünde ilk yazılı belgelerimiz olan “Göktürk Kitabeleri” ifadesini kullandım. Şu anda artık işler kolaylaştı. Bilgisayarımda ve yedekte belki bin beş yüz civarında izin verilmiş tez var. Ayrıca yine binlerce hakemli dergilerden indirilmiş makale ve inceleme yazıları var. Bunların hemen hepsi kelime çözümlerine veya kökenlerine ilişkin...

Bugün için baskısı bulunmayan pek çok kitap veya yazmaları da yurt içi ve yurt dışı kütüphanelerden indirme imkânı var. Türkiye kitaplıklarında bulunmayan eserlerin ta Toronto Üniversitesi’nin kitaplığında bulunması benim tuhafıma gidiyor. Ama ne yapayım ki orada bulabiliyorum ve izin verdikleri nispette indiriyorum. Kimilerine de para ödüyorum. Geçtiğimiz yıllarda Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı tarafından hem basılı hem de elektronik ortamda yayımlanan Mütercim Âsım, Van Kulu ve Remzi lügatlerini Toronto Üniversitesi kitaplığında bulmuş ve indirmiştim.  

Sözlükte toplam kaç kelime yer alıyor? Arama ve bulmada kolaylık sağlamak adına madde başlarına tek bir kelime aldınız. Bunu niçin tercih ettiniz?

Sözlükçülükte, “sözlük birim” diye bir terim var. Bu sözlük birimleri düzenlemek, yukarıda da belirttiğim gibi her sözlük hazırlayanın anlayışına kalmış gibi. Ben de aynı yolu izledim. Bana göre anlamı bilinmeyen, açıklanması gereken ister tek kelime olsun, ister iki, isterse üç, dört... Bu bana göre bir sözlük birimdir; bazıları tek kelime, bazıları da birden çok ve yarı yazılan kelimelerdir... Ayrı yazılan ve sözlük birimi olan kelimeleri de madde başı olarak aldığımızda öğrenci iç maddede olması gereken bir kelime grubunu madde başında arıyor ve bulamıyor. Oysa bütün kelimelerin açıklanması gereken “sözlük birimi” öğrencinin işini kolaylaştırıyor. Madde başı ve iç madde olmak üzere Ötüken Türkçe Sözlük’ün birinci baskısında 246.000, ikinci baskısında 316.000’in üzerinde kelime yer almıştı.  Şu an ekleme ve düzeltmeler ele alınmış olup 16.000’i mütecaviz kelime hazırda beklemektedir.


   
 

yorum ekle