Eklenme Tarihi : 2/15/2017
MEHMET NURİ YARDIM

Işıklar Tanıdı Dinledi Anlattı



MEHMET NURİ YARDIM

Abdullah Işıklar Bâbıâli'nin aşina simalarından, tanıdık çehrelerindendir. Işıklar Kitabevi, uzun yıllar semtin Çatalçeşme Sokağı'nda ocak gibi hizmet verdi. Mekân, yazarların, şairlerin, gazetecilerin, yayıncıların ve gönül insanlarının uğrak yeriydi. Nasibi olan sık uğrar, ama benim gibi zaman fakirleri doğrusu az oturur, kısmen istifade ederdi.

         Abdullah Işıklar ağabeyimiz için ESKADER olarak Bâbıâli Sohbetleri'nde bir toplantı düzenlemiştik. Hayat hikâyesini o gece iki saatlik bir zaman dilimi içinde bize anlatmıştı. Tanıdığı mütefekkirleri, yazarları, din adamlarını, gazetecileri dile getirmişti. Tadına doyamadığımız nefis sohbetlerden birisi olmuştu. O akşam bir temennimiz oldu. Keşke bu hatıralar kaleme alınsa, yazılsa ve kültür hayatımızın istifadesine sunulsa. Zannediyorum bu temenninin neticesinde, bir güzel eser ortaya çıkmış oldu. Gazeteci Recep Arslan'ın hazırladığı Gazeteci Abdullah Işıklar Tanıdı Dinledi Anlattı 1937-2017 Yılları Arasında Türkiye'yi Aydınlatanlar kitabı bugünlerde elime geçti, çok sevindim. Aslında bugün aramızda olan bir çok değerli şahsiyet için bu tür çalışmalar yapılmalı, ‘nehir söyleşi' dedikleri tarzda uzun süren röportajlar gerçekleştirilip bunlar bir kitap olarak irfanımıza armağan edilmelidir.

         262 sayfalık eserin takdim yazısını Recep Arslan'ın kaleminden okuyoruz. İyi ki, bu notları zaptetmiş. Böylece bir döneme ışık tutan bir kaynak kitap vücut bulmuş oluyor. Işıklar'ın hayatı hakkında malumat var burada. Abdullah Işıklar  1933 Malatya Arapgir doğumlu. Eserde, 4 yaşından itibaren hatırladıkları kaleme alınmış.  Üniversite talebesi olduğu yıllarda Fetihve Mizan gazetelerini çıkarmış. O sohbette, Necip Fazıl'ın vakit namazlarını kendi dükkânında kıldığını anlatmıştı. Üstadın bir namaz fotoğrafı var bilinen. Büyük ihtimalle o mekânda, o dükkânda çekilmiş bir hatıradır dünden bugüne ulaşan.

         “Yaşanan Olaylar” başlığıyla başlıyor kitap. Çocukluğuna uzanıyoruz kahramanımızın, büyük bir coşku ile anlatıyor: “Arapgir'de uzun kış gecelerinde hikâye anlatan bir Avşar dayı vardır. Cönklerden, Karadavut'tan, Siyeri Nebi'den anlatırdı ama, hikâye gibi anlatırdı. Kimi zaman kış biter, Avşar dayı ‘Burada bırakıyoruz, seneye devam ederiz.' demeyi ihmal  etmez ve seneye kış başladığında gerçekten de bırakılan yerden hikâyeye devam ederdi.”

         Işıklar, çocukluk, delikanlılık yıllarına ait ilgi çekici hatıralarını paylaşırken okuyucu da hayalen o döneme alıp taşıyor. 1930'lu yıllarda yaşanan ‘Anadolu'da yoksulluğu'nu öğreniyoruz. Tabii sayfalar ilerledikçe hatıraların eşliğinde Abdullah Işıklar Beyefendinin muhtelif konular hakkındaki kanaatlerini, düşüncelerini, hislerini ve dile getirdiği hayallerini de öğreniyoruz. Meselâ İbnülemin Mahmud Kemal hakkında son derece değerli bilgileri buluyoruz. Sonra 1946 Türkiye genel seçimlerini anıyor Işıklar.

         “Bir Cümlelik Hutbe” başlıklı hatırası, hakikaten insanı derinden düşündürüyor. Önemli olanın çok söz, fazla lâf değil etkili ve özlü konuşabilmek olduğunu görüyoruz. Paylaşalım: “Bir Cuma günü Beşiktaş'taki Yahya Efendi Camii'ne gittim. O zaman oralarda Harp Akademileri vardı. Caminin içi ve dış avlusu doluydu. Cemaatin ekserisi de kurbay subaylardı. Abdülhay Efendi minbere çıktı. Çok kısa konuştu: ‘Efendimiz Aleyhisselâm buyurmuşlardır ki, ‘Ölüm sessiz bir nasihattir.' Aradan 55 yıl geçti hâlâ unutmadım. Abdülhay Hoca bu cümleyi söyleyerek hutbeyi bitirdi. Mesele çok söz söylemek değil, mesele yerinde ve kalpten söylemek. Faydalı olan bu.”

         “İlim adamının azmi” başlıklı bölümde ibretli bir hatıra okuyoruz: “Tefsir alimi Elmalılı Hamdi Efendi bir mecliste bulunuyormuş. Fransızca bilmiyor. Felsefi bir kitap Türkiye'de yeni yayınlanmış ama Fransızca.  Elde ele dolaşmış. Sıra Elmalılı Hamdi Efendi'ye gelince, birisi ‘Sen anlamazsın, bakmana gerek yok' demiş. Bu, Elmalılı Hamid Efendi'ye bir kırbaç olmuş. 6 ay sonra o kitabı tercüme etmiş. O toplulukta kendisini küçük gören adama o tercümeyi hediye etmiş. Büyüklerin dersi böyle oluyor işte. Gidip kitap tercüme edecek kadar lisan öğrenmiş. Bir müminin şeref ve iman haysiyetini korumak konusunda gösterdiği, takdire şayan bir davranış. Din ilimlerinde alim olan zatın Fransızca bir felsefe kitabı karşısında cahil kabul edilmesini silip atıyor bu çalışmasıyla.”


   
 

yorum ekle