Eklenme Tarihi : 28.05.2013
SERAP BESİMOĞLU

Terk edilmiş eski bir sevgili “Kitap”


SERAP BESİMOĞLU

İsmini vermeden eğitimci (Edebiyat öğretmeni) bir arkadaşımın benimle paylaştığı düşüncelerini köşemde dillendirmek istiyorum. Zira onun düşündükleri bir anne ve okuyan bir insan olarak hem benim hem de birçok insanın kaygılarıyla birleşiyor diye düşünüyorum.
Dostum diyor ki; “Aslında biz dogmaları dışlayan bilimsel temellere dayanan eleştirel düşünmeyi, sorgulamayı destekleyen bir eğitim sistemini hiçbir zaman gerçekleştiremedik.”  Düşündüğüm zaman bir eğitimci olmamama rağmen dostum hiç de haksız değil. Bireysel gelişimde özellikle çocuk ve gençlerin gelişiminde edebiyatın hatırı sayılır katkısı çok büyük. Günümüze baktığımızda ise genç kuşağa özgü -ki buna benim oğlum da dahil- teknolojinin güdümünde, güçlü yaptırımında ilerleyen kontrolsüz bir toplumsallaşmanın gençlerin bireysel gelişimine büyük darbe vuracağı gün gibi ortada.
Bu noktadan baktığımda, bu düşünce ciddi önem kazanıyor. Sanatın, edebiyatın birey ve toplum üzerindeki yapılandırıcı ve dönüştürücü etkisi git gide azalmaya başladı. Teknoloji canavarı ama bir o kadar da duygudan uzak ve okumayan hatta laf olsun diye okuduğunu sorgulamayan gençler yetiştiriyoruz. Neden okusunlar ki? Çocuklara ait görselliği besleyen düşünceden ve sorgulamadan uzaklaştıran o kadar çok materyal var ki. Sadece çocuklara ait televizyon kanalları, özellikle büyük kentlerde caddelerde hatta alışveriş merkezlerinde, metrolarda bile dev ekranlardan geçilmiyor. Artık genç beyinleri okudukları değil, gördükleri eğitir hale geldi diyebiliriz. 
Evde bilgisayarlar, sokakta dev ekranlar, cepte telefonlar, facebook, twitter, msn vs.. derken kitaplar terk edilmiş eski birer sevgili gibiler. Belli bir zamana kadar yani 2006’lı yıllarda yapılan araştırmalar kitap ve sanal ortamın birbirini dışlayan değil, birleştiren ve geliştiren ortamlar olduğunu söylüyordu. Yakın zamanda yapılan araştırmalarda ise görüldü ki bunun tam tersi. Digital kültürün, teknolojinin içine doğan yeni kuşağın, 90 ve sonrası gençliğin algılamalarını, zihinsel yaşamını, gelişimini olumsuz yönde etkilediğini gösteriyor.
Hazırlopçuluk sadece düşünce kirliliği ve obezite yapıyor. Okuyarak kaydedilen sindirilmiş ve özümsenmiş bilgi ise bireyin hem ruhsal hem de fiziksel gelişimine, davranış biçimine yansıyor. Tabii ki teknoloji ve nimetlerine karşı değiliz ama tamamen de esiri olan bir nesil olmamak lazım. Bizim çocukluğumuzda bu kadar -tabiri caizse- hazırlop bilgiler yoktu. Google amcamız olmadı mesela. Bir bilgiye çalışarak, araştırarak özverili bir çabayla ulaşırdık. Bugün bir saniyede parmağının ucuyla ulaştığın bilginin kalıcı kıymeti yok. Nasıl olsa teknoloji elimin altında rahatlığı, doğaldır ki düşünme edinimine de gereksinim bırakmıyor.
Oysa çok iyi biliriz ki düşünce “Söz”de ortaya çıkar. Dolayısıyla düşüncenin gelişimi dilin gelişimine bağlıdır. Bugün gençlerin kullandığı kelimeler ve sözler, okuma derinliklerini bakın nasıl da güzel anlatıyor; “Adamın dibisin”, “Hops koçum”, “Selamın hello”, “Netteyim abi” vs. Oysa edebiyat söze dayalı bir sanattır. Aynı zamanda da muhalif bir sanattır. Her ne kadar günümüzde bu özelliği unutturulmaya çalışılsa da üstelik okullarımızda, felsefe dersleri de yok artık. Bu noktada sanal dünyada kalan birey gerçek dünyadaki sorunlarla nasıl baş edecek bir düşünün. Felsefe eğitimi almış bir çocuk ya da genç, okuduklarını sorar, sorgular. İşte bu yüzden çocuklarımızı süslü ekranlardan kurtarıp edebiyat ve felsefenin büyülü dünyası ile buluşturmalıyız.


   
 

yorum ekle