Eklenme Tarihi : 6/9/2015
MEHMET NURİ YARDIM

Şairleri el üstüne taşıyan şiir



MEHMET NURİ YARDIM

Türkiye’nin yükselen değeri sanat. Sanatın başat gücü ise edebiyat. Edebî türleri arasında şiir sultanı fark etmemek mümkün değil. Şairler, bizde tarih boyunca el üstünde baş üstünde tutulmuştur. Osmanlı’da en şa’şaalı meslek grubunun mensubu şuara. Tabii söz sultanlarının kıymetini, devrin padişahları bilmiştir. Osmanlı devrinde hiçbir şair yokluk çekmez, sıkıntıda yaşamaz. Dünyanın en büyük, en iyi, en lirik şiirini bizim şairlerimiz yazmıştır.
Osmanlı’da böyle de Cumhuriyet devrinde şiir gücünü kaybediyor mu, hayır! Topluma yön verenler, büyük düşünce adamları şairlerden meydana geliyor. Mehmed Âkif, Yahya Kemal, Necip Fazıl ve Nâzım Hikmet öncü rollere sahip olmuş, kitleleri etkilemişlerdir. Bugün de milyonlar, iki gerçek şairin Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil tesirinde. Demek ki şiirin göz kamaştıran saltanatı devam ediyor. Zira muhteşem ve parlak bir geçmişi var. Fuzûlî’den Bâkî’ye, Nâbî’den Şeyh Galib’e, Ahmet Haşim’den Yahya Kemal’e uzanan bu iftihar çizgisinin bugünlerde de iyi dönemini yaşadığı ve geleceğe doğru istikrarla uzandığı rahatlıkla söylenebilir. Şair millet oluşumuzun bir işareti gencimizin yaşlımızın, çoluğumuzun çocuğumuzun şiire olan büyük sevdası.

Şiirimizdeki şekil ve muhteva tartışmaları tarih boyunca devam etmiş, farklı görüşler ortaya konmuştur. Ancak her iyi şair, değişik üslûbuyla bahçe içindeki farklı bir çiçek olarak kabul edilmeli. Divanlardaki gazeller, cönklerdeki şiirler, tasavvuf kitaplarındaki ilahiler, halk hikâyelerindeki koşmalar aynı denize akan farklı ırmaklardır. Keza tarih boyunca şiirimizde aruzdan heceye, heceden serbest vezne uzanan bir şekil değişikliği görülmüştür. Ama bugün her üç vezinde de yazan şairlerimiz var. Duygularını en iyi şekilde ifade etmek isteyen şairler, elbette sınırlandırılamaz. Şairlerimiz muhtevada olduğu gibi şekilde de hür olmak ister. Her şair, hislerini, fikirlerini, ideallerini ve hasretlerini mısralara döker. Sonsuzluğu zevkle yaşatacak olan düşünce, hayâl ve duygularını kalıcı kılmayı, sevenlerine ulaştırmayı arzu eder. Bu serüven içinde Osmanlı’dan günümüze akıp gelen şiir nehrinin serencâmı dile gelirken, büyük edebî birikim ve mirasımız da gözler önüne seriliyor.

"Şiirimizden Portreler" kitabımın genişletilmiş 4. baskısı Çağrı Yayınları arasında yapıldı. 14 sayfadan oluşan “Türk Şiirine Toplu Bakış”ta şiir yolculuğumuz, geçmişten günümüze özetleniyor. Tanzimat, Servet-i Fünûn, Millî Edebiyat, Yedi Meşaleciler, Hisarcılar, İkinci Yeni, Diriliş ve Mâvera Grubu’ndan bazı isimler ile bağımsız sanatkârlar bu kitapta buluşuyor. Şiirimiz, günümüze gelinceye kadar bir bütün olarak değerlendiriliyor. Hemen ardından iz bırakmış şairler hakkında röportajlar var. Yunus Emre, Fuzûlî, Cenap Şahabettin, Mehmet Âkif, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Necip Fazıl Kısakürek, Ziya Osman Saba, Cahit Sıtkı Tarancı, Osman Türkay, Sezai Karakoç ve Özkan Yalçın gibi şiir semamızın yıldızlaşan simâları hakkında, uzmanlarıyla yapılmış konuşmalar bulunuyor. Kitap, bir kısmı bugün aramızda olmayan şu usta şairlerle birebir görüşülerek gerçekleştirilmiş röportajlarla devam ediyor: Fazıl Hüsnü Dağlarca, İlhan Geçer, Feyzi Halıcı, Sedat Umran, Bekir Sıtkı Erdoğan, Abdurrahim Balcıoğlu, Gültekin Samanoğlu, Mehmet Zeki Akdağ, Bahaettin Karakoç, Ayhan İnal,  Abdullah Satoğlu, Hilmi Yavuz, Yavuz Bülent Bâkiler, Tahir Kutsi Makal, Hüsrev Hatemi, Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu, Suad Alkan, Ali Akbaş, Sadettin Kaplan, Nurettin Durman, Nâzım Tektaş, Mustafa Miyasoğlu, Metin Önal Mengüşoğlu, Şahin Uçar, Mehmet Atilla Maraş, Ahmet Özdemir, Yahya Akengin, Osman Olcay Yazıcı, Nurullah Genç.

Şairlerimizin tek ve onlarla birlikte çektiğimiz fotoğrafların süslediği kitap, edebiyat ve bilhassa şiir tarihine ilgi duyanlar için faydalanılabilir bir kaynak hüviyeti taşıyor. Zira şairlerimiz bu konuşmalarda sanata başlangıç hikâyelerini hâtıralar eşliğinde anlatıyorlar. Sonra ilk okudukları şair ve yazarları dile getiriyorlar. Onlara yol gösterenleri, yön verenleri ve etki altında bırakanları yâd ediyorlar. Şairlerin genelde birer şiiri kitapta yer buluyor. Tabii en çok bilinen ve sevilen şiirleri. Bu yönüyle kitap minik bir antoloji kisvesine bürünüyor. Sezai Karakoç’un kitapta yer alan “Çocukluğumuz” şiirinin ilk mısraları şöyle: “Annemin bana öğrettiği ilk kelime / Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde / Annem bana gülü şöyle öğretti / Gül, O’nun, O sonsuz iyilik güneşinin teriydi.”

Şiirimizden Portreler’in arka kapak yazısını okuyalım: “Padişahından çobanına şair millet olduğumuz söylenir. Doğrudur, şiiri çok severiz. Hatta fazlasıyla da tüketiriz. Neredeyse aramızda şiir yazmayan yok gibi. Peki kaleme alınan bu metinler şiir mi? Asla! Çoğu manzume olabilecek seviyede bile değil. Peki çok sevdiğimiz halde edebiyatın şiir türünde niçin başarılı değiliz? Çünkü maziyle bağ kurmuyoruz. Usta-çırak ilişkisini önemsemiyoruz. Sabah kalkan onlarca şiir yazarsa, bu zor sanata gereken titizliği göstermezse olacağı budur. Bir şiir enflasyonudur gidiyor. Peki çare? Elbette gelenekle bağ kurmak. Şiir yazmaya yeltenenler, önce eski/mez üstatları ve yaşayan ustaları tanımalı, eserlerini okumalı, sonra oturup yazmalılar. O zaman görülecektir ki hakikaten ‘şair millet’iz ve dünya çapındaki büyük şairleri biz yetiştirmişiz. Şiirimizden Portreler yıllar önce bu anlayışla hazırlandı. Kitabın genç şairler ile ustalar arasında köprü olması dileği ve muradı var. Her şeye rağmen iyi ki şiir var! İyi şairler geçmişte hep vardı, bugün de aramızda yaşıyorlar. Şiir varsa asla umutsuzluk yok! Öyleyse yaşasın şiir!” Çağrı Yayınları, 0 212  516 20 82, www.cagri.com.tr eposta: cagri@cagri.com.tr

 

   
 

yorum ekle