Eklenme Tarihi : 6/2/2015
MEHMET NURİ YARDIM

Medresetü’l-Hattâtîn






MEHMET NURİ YARDIM
Ülkelerin gelişmişlik göstergelerinden birisi de kültür sanat faaliyetlerinin durumu ile mukayese edilir. Kültür ve sanat bir ülkede revaç gören meta’ hâline gelmişse durum iyi, halkın refah ve huzuru, bir ölçüde düzelmiş demektir. Türkiye’de son on-oniki yıl içinde kültürümüz ve sanatımız canlandı, hareketlendi. Bunu görmemek mümkün değil. Binlerce müzik derneği yurt sathına yayılmış durumda. Bunların büyük bir bölümü mahalli olarak ve amatör heveslerle kurulmuş olabilir. Ama bu alanda sadece İstanbul’da bir çok ciddî  mûsıkî derneği ve vakfı tesis edilmiş bulunuyor. Kayıp notalar ve besteler araştırılıyor, bulunuyor ve neşrediliyor. Unutulmuş sanatkârlar hatırlanıyor ve adlarına geceler düzenleniyor. Edebiyatımız da muhteşem bir yükseliş içinde. Geçmişte Türkiye, 206 ülke arasında en az kitap okunan ülkeler arasında iken bugün 12’nci sıraya yükselmiş bulunuyoruz. Peşpeşe açılan kitap fuarları bunun nişânesi. Türkiye’de ciddî mânada kitap okunuyor. Millî sinema ve tiyatro kaygısı öne çıkıyor. Geleneğe yaslanan büyük sanatlarımız hat, tezhib, nakış, minyatür, ebru, cild, katı’ ve çiniye büyük talep var.


Medresetü'l - Hattatin Yüz Yaşında
Bugünlerde çok değerli bir eser yayımlandı: Medresetü’l-Hattâtîn. Kıymetli kültür ve sanat tarihçisi M. Uğur Derman’ın yayıma hazırladığı eserin tanıtım toplantısı, geçen hafta Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı’nın hizmet verdiği Köprülü Medresesi’nde yapıldı. Derman, çok değerli hattatlar, tezhib hocaları, ebru ve minyatür sanatkârlarının bulunduğu toplantıda eserin ortaya çıkışını anlattı, yüz yaşına giren “Medresetü’l-Hattâtîn” hakkında bilgi verdi. Kalabalık bir dinleyici topluluğu, şöleni heyecanla takip etti. Uğur Hoca, konuşmasının ardından eserini, şanslı sanatseverlere imzaladı.
Bilindiği gibi hüsn-ü hat dediğimiz güzel yazı sanatı, yüzyıllar boyunca daha ziyade hususî ve hasbî olarak, üstad-çırak, hoca-talebe münasebeti halinde ve meşk usulü ile devam etti. 20 Mayıs 1915’de Bâbıâlî’deki târihî sıbyan mektebinde kurulan Medresetü’l-Hattâtîn isimli müessese, hat ve diğer gelenekli sanatlarımızın ihyası için kuruldu ve burada sanatkârlar yetiştirildi. 1925’de Hattat Mektebi, 1929’da Şark Tezyînî San’atlar Mektebi adını alan kuruluş, 1936 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlanana kadar faaliyetlerini sürdürdü. Üç defa kapatılmaya çalışılan bu eğitim ocağının serencamı, eserde anlatılıyor. Hat örnekleri ve resimlerle süslenen eser, 224 sayfadan oluşuyor. Tam yüzyıl sonra bir medresenin böyle bir sanat hâdisesi olarak gündeme gelmesi, bahtiyarlık vesilesidir.
Titiz ve nefis bir baskı ile kültür hayatımıza kazandırılan eserin kapağını, Süheyl Ünver’in 3 Ağustos 1957 tarihinde yaptığı bir resim süslüyor. Medrese ve önünde bir ağaç. Müellifimiz eseri hocasına şu sözlerle ithaf ediyor: “Medresetü’l-Hattâtîn’de talebeliğini ve hocalığını bir arada sürdürmüş yegâne şahıs olan Üstâdım Necmeddin Okyay’ın azîz hâtırasına…”
Mukaddime’de eserin yazılış hikâyesini anlatan Uğur Hoca, okuyucularla şöyle hasbihâl ediyor: “1970’den beri, kırkbeş yıldır ilgi duyduğum, hattâ bir ara mahsûlü olarak neşriyatta bile bulunduğum Medresetü’l-Hattâtîn bahsini böyle müstakil bir kitab hâline getirmeyi doğrusu düşünmemiştim. Bunu bana yarım asırlık hâldaşım Çiçek Hâtun hatırlattı: ‘Şahsî arşivinde biriken bu kadar malzeme var. Medrese’nin 100. yılında niçin bunları kitablaştırmıyorsun?’ dedi. Gayret kuşağını takınıp dört aylık kesif bir mesâi ile kitabın vücud bulmasına çalıştık. Bu yönlendirmesinden ve yardımlarından dolayı kendisine müteşekkirim.” Evet bizler de Çiçek Derman Hanımefendiye bu teşviklerinden  dolayı şükran borçluyuz.
Eser dört kısımdan ibaret. İlk bölümde Medresetü’l-Hattâtîn’in kuruluş hazırlıkları, muallim kadrosu, medresenin açılışı, Ramazan sergileri ve medresenin kapatılmasının hazin hikâyesi var. Ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki müzâkerelerden haberdar oluyoruz. Matbuatta ‘Hattat Mektebi’ hakkındaki yazılar, medresenin tekrar kapanışı ve Şark Tezyînî San’atlar Mektebi’ne dönüştürülmesi, âdeta bir film mâcerası gibi merakımızı kamçılıyor. Medresenin hocaları arasında bakın kimler var: Sâmi Efendi, Ârif Hikmet Bey, Kâmil Akdik, Hulûsi Yazgan, Ferid Bey, İsmail Hakkı Altunbezer, Mehmed Saîd Bey, Müzehhib Yeniköylü Nuri (Urunay) Bey, Bahaeddin (Tokatlıoğlu) Efendi, Hüseyin Hâşim Bey, Necmeddin Okyay, Emirzâde Kemaleddin Bey, Hasan Rızâ Efendi, Hüseyin Tâhirzâde Behzad, Dâmad Ali Ken’an (Esin) Bey, Hacı Nuri Korman, Mehmed Ali Efendi (mîmarzâde). Ve bu muhteşem hoca kadrosunun daha sonra yıldızlaşacak talebelerinden bazıları: Halim Özyazıcı, Ahmed Süheyl Ünver, Mâcid Ayral.
Medresenin teferruatlı anlatılan tarihçesi, aslında bir bakıma hat sanatımızın da o yıllardaki hâl-i pürmelâlini aksettiriyor. Bugün bu saltanatlı sanatımızın gördüğü alaka, ulaştığı ihtişam ve eriştiği zarafet, büyük teşekkürleri ve daimi şükürleri hak ediyor. Eserde kullanılan fotoğraflar, hat eserleri, mektuplar ve yazılar Uğur Derman Hocanın titizliğini gösteriyor. Ama bu eserin ortaya çıkışında başka zatların da emekleri ve gayretleri Vefalı bir insan olan müellifimiz, onları ismen zikrediyor ve kendilerine teşekkür ediyor.
Uğur Derman Beyefendi, Ömrümün Bereketi 1 ile sanat dünyasının gönlünü fethetmiş, eseri hasret, iştiyak, istifade ve büyük bir lezzetle okunmuştu. Eserin ikinci cildini beklerken, bir tatlı zuhurat olarak Medresetü’l-Hattâtîn çıkageldi. Mübarek Ramazanın muaccel armağanı olan bu kıymetli ‘diş kirası’nı bitiren okuyucular, bayram hediyesi olarak Ömrümün Bereketi 2’yi bekliyor. Ramazan Bayramı’na yetişmezse de olur, Kurban Bayramı’na da râzıyız. Elçiye zevâl olmaz. İnşallah sene içinde bu güzîde eseri okumak nasip olur. 

   
 

yorum ekle