Eklenme Tarihi : 4/27/2015
MEHMET NURİ YARDIM

Tarihimizin Güleryüzü

  

MEHMET NURİ YARDIM

Geçmişte gazetelerin fıkra muharrirleri pazar günleri daha ziyade fıkralar anlatır ve okuyucularına hoşça vakit geçirirlermiş. Günümüzde birkaç köşe yazarı bu geleneği sürdürüyor. Ben de bu âdete bugünlük uyayım ve Çağrı Yayınları’ndan çıkan Tarihimizin Güleryüzü isimli kitabımdan seçtiğim bazı nükteleri sizinle paylaşayım. Bugünlerde de mizaha ve gülmeye ihtiyacımız var. Zira bazı çevreler sürekli olarak karamsarlık havalarını körüklemeye, kötümserliği yaygınlaştırmaya uğraşmaktadır. Onlara karşı en iyi panzehir mizah!

         Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal Beyatlı’nın sohbetlerinde çok bulunmuş ve onun yolundan gitmiştir. Bazıları kendisine Yahya Kemal’in şiirlerini basamak yaparak edebiyat alanında yükseldiği şeklinde suçlama getirince onlara şu zarif cevabı verir: “Ben, yaş tahtaya basmam!”

         Gazeteci yazar Asım Us, makalelerini defalarca yazar ve beğenmediği yazılarını denize atarmış. Bunu bir toplantıda anlattığında, orada bulunan Kemal Salih Sel şöyle demiş: “Hay Allah ya! Ben de son günlerde yediğimiz balıkların neden bu kadar tatsız olduğunu merak ediyordum.”

         Atilla Yaylım Türkocağı’nda anlatmıştı: Sohbet esnasında birisi, “Galiba dedikoduyu çok seven bir millet olduk” deyince Bahattin Ögel, “Öyle demeyin. Türk milleti istihbaratı seven bir millet oldu.” cevabını verir.

         Nüktedan Borazan Tevfik, Cemil Paşa’nın İstanbul’a şehremini olup birçok yerleri istimlâk ederek cadde ve park yaptığı bir sırada bıyıklarını kestirmişti. Bir gün, Tevfik’e sorarlar: “Maşallah Tevfik Bey, hani bıyıklar?” Borazan Tevfik tebessüm eder ve değişiminin sebebini şöyle açıklar: “Cemil Paşa istimlâk etti!”

         Ünlü karikatürist Cemal Nadir Güler’e birisi sorar: “Üstat, çizgilerinize çok gülüyoruz, ama sizi pek gülerken göremiyoruz. Nedendir acaba?” Cevap büyük bir mizahçıya yakışacak tarzdadır: “Bilmiyor musun, ben Nadir Güler’im!”

   Dursun Gürlek Nakışlar Yayınevi’nin sahibi rahmetli şair H. Cengiz Alpay’ın Cağaloğlu’ndaki küçük dükkânına girer ve Şevket Süreya Aydemir’in bir kitabını sorar:  “İhtilâlın Mantığı var mı?” Alpay, babacan tavrıyla cevap verir: “İhtilâlin Mantığı yok, ama Menderes’in Dramı var!..”

Fatih’in Edirne’deki sarayının karşısında bir medrese vardır. Gece yarısı bütün şehirde ışıklar söndüğü halde orada bir mum yanmakta, medresede çalışkan bir molla, sabaha kadar ders çalışmakta. Fatih bunu veziri Çandarlı Halil Paşa’dan öğrenince hayret eder: “Allah Allah! Bu molla benim gibi her an İstanbul’un fethini düşünmüyor ya, niye uyumuyor? Gündüz çalışsın, gece uyusun.”

İbni Sina’ya bir gün sağlık bakımından en uygun yemek vakitlerinin hangileri olduğu sorulunca, büyük âlim şöyle bir cevap vermiş: “Zenginler acıktıkları, fakirler de yiyecek buldukları vakit!”

         Babanzâde İsmail Hakkı Bey mecliste mebus olarak bulunmaktadır. Meclis Kâtibi Abdülaziz Mecdî Efendi yoklama için isimleri okurken latife olsun diye “Babanaze”yi “Yabanzâde” olarak okur. İsmail Hakkı Bey düzeltir: “Baban’dır!”

         Kanunî, bir gün sadrazamına şöyle takılır: “Senin tabiatın salyangoz gibi yumuşak!..” Sadrazam gülümseyerek cevap verir: “Sultanım dişlerim çok sertti, şimdi yerlerinde yoklar. Fakat dilim çok yumuşaktır, hâlâ yerinde duruyor.”

     Kitap okumayı ve yazmayı çok seven Prof. Dr. Kâzım İsmail Gürkan, “İlim satırda değil, sadırda (göğüste) olmalıdır” diyen ve okumayı sevdiği halde yazmaya hiç yanaşmayan “ayaklı kütüphane” Prof. Dr. Mükrimin Halil Yınanç için şu yakıştırmada bulunur: “Herkes kitap okur, ama o kütüphane okur.”

         Oldukça cüsseli olan İzzet Molla, bir defasında Fatih Camii’ne teravih namazına gider. İmamın namazı hızla kıldırması üzerine ziyadesiyle yorulur. İmama yetişmekte oldukça zorlanır şair. Namazın sonuna doğru camiye giren bir adam, “Eyvah yetişemedik!” diye hayıflanınca İzzet Molla teselli eder: “Birader, biz namazdayken yetişemiyoruz. Sen dışarıdayken nasıl yetişeceksin?”

         Keçecizâde İzzet Molla’ya antika meraklısı olan biri hakkındaki fikri sorulunca, şu cevabı verir: “Koleksiyonu çok zengindir. Özellikle kendisi nadir bulunur bir antikadır.”

         Hâlet Efendi, İzzet Molla’ya kendi konağını gezdiriyormuş. Bir ara, bahçenin köşesindeki incir ağacının sökülmesini bahçıvana emredince İzzet Molla araya girer: “Çıkarttırmayınız efendim. Yerinde dursun. Belki birinin evine dikersiniz!”

         Şair Kevserî, odasında çorba pişirmektedir. Gelen dostu, tencerenin altındaki ateşin az olduğunu görünce altına bir odun koymak ister. Kevserî bu yardımı kabul etmeyerek odunu geri çeker ve şöyle ikaz eder: “Birader! Pişirme işine karışma, sonra yemeğe ortak olman lâzım gelir.”

         Televizyon seyrederken “Gözlerim kızarıyor.” diyen birisine Mahir İz Hoca şu açıklamayı yapar: “Benim de yüzüm kızarıyor.”

 


   
 

yorum ekle