Eklenme Tarihi : 3/15/2015
MEHMET NURİ YARDIM

Hatıralar

 


MEHMET NURİ YARDIM

Son yıllarda hâtıra kitaplarına büyük ilgi var. Kitapçı raflarında öne çıkan ve okuyucunun talebine mazhar olan edebî türler arasında hâtıralar başı çekiyor. Tarihle birlikte hâtıralara alakanın artması güzel. Hâtırat ile otobiyografiyi karıştıranlar var. Hâlbuki aralarında bir hayli fark bulunuyor. Otobiyografide yazar doğrudan kendi hayatını anlatır, duygu ve temayülleri geniş yer tutar. Hâtıratta ise, hayatıyla birlikte devrini ve çevresini dile getirir. Bazen yazar, kendisini geri plâna çekerek sadece çevresinden bahseder. Yazar, hâtıratı yıllar sonra yazdığı için mektuplardan, o dönemi anlatan başka yazılardan veya o devri yaşayan kişilerden faydalanabilir. Tanınmış siyaset, sanat, iş ve devlet adamları hâtıralarını kaleme almışlardır.

         Türk edebiyatında ilk ve en önemli hâtırat, Hindistan’da büyük Müslüman Türk devletini kuran Babur Şah’ın Baburname isimli eseridir. Kâtip Çelebi, Naima, Silahtar Ağa ve Evliya Çelebi, eserlerine hâtıra tadı katan müelliflerdir. Eski edebî tarihlerde, seyahat, hâtıra ve tarih iç içedir. Âkif Paşa’nın Tabrısa isimli eseri, Tanzimat döneminde yazılmış ilk hâtıra kitabı kabul ediliyor.

Hâtıra, akla gelen şey demektir, yani insan zihninde kalanlar, hatırlananlar. Hâtıra önemi dolayısıyla hatırda tutulan veya bir yere yazılan olgudur. Edebiyat türlerinin en samimi olanlarından biri de şüphesiz hâtıradır, zira bize hayatın saklı ve iz bırakmış yönlerini verir. Andre Gide der ki: “Hâtıra yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır.” Hâtıra yazmak kolay zannedilir, ama aslında zor ve netamelidir. Çünkü yazdıklarınızdan alınanlar, kaleme aldıklarınıza üzülenler çıkabilir. Birilerini unutmuşsanız bu da eleştirilir.

         Geçmişte hâtıralarını kaleme alan yazarlar daha ziyade olgunluk dönemine gelmiş olan edebiyatçılardı. Bir bakıma geleceğe bazı duygu ve düşüncelerini taşımak isteyenler bu türü ihmal etmediler. Ama bugün artık genç diyebileceğimiz 40’lı, 50’li yaşlarını yaşayan gazeteciler, şairler, yazarlar ve sanatçılar da hâtıralarını yazıyor. Son zamanlarda siyasî hâtıralar çoğaldı. Bilhassa eski siyasetçiler,  hâtıralarını kaleme almaya başladılar. Askerler, bürokratlar, eğitimciler ve farklı mesleklere mensup olanlar hâtıralarını paylaşıyor. Ama edebiyatçıların hâtıraları daha sanatkârane ve zevklidir.

         Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hâtıraları kitabımda 72 meşhur şair ve yazar, çocukluk yıllarını çok tatlı bir şekilde yâd ediyorlar. Hâtırat yazan ediblerimiz çok. Başlıcalarını ismen hatırlayalım: Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Midhat Efendi, Ahmet Rasim, Bâki Süha Ediboğlu, Ercüment Ekrem Talu, Fikret Âdil, Gürbüz Azak, Haldun Taner, Halide Edib Adıvar, Halide Nusret Zorlutuna, Halit Fahri Ozansoy, Halit Ziya Uşaklıgil, Muallim Naci, Münevver Ayaşlı, Necip Fazıl Kısakürek, Oktay Akbal, Orhan Okay, Orhan Seyfi Orhon, Refik Halit Karay, Samet Ağaoğlu, Sâmiha Ayverdi, Selim İleri, Yahya Kemal Beyatlı, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yavuz Bülent Bâkiler, Yusuf Ziya Ortaç.

         Uzun yıllar önce sahaflardan büyük bir heyecanla alıp okuduğum, Edebiyatçılar Çevremde (Halit Fahri Ozansoy) isimli güzel eseri, Dergâh Yayınları kültür hayatımıza kazandırdı. Ozansoy Beş Hececi şairlerimizden. Merhum, sosyal hayatı ve edebiyat muhitlerini dikkatle gözlemledi ve bu kıymetli eseri bize armağan bıraktı. Hâtırat edebiyatımıza kıymetli eserler kazandıran Ozansoy, kitabın birinci kısmında hayatında iz bırakan ve yakından tanıdığı isimler etrafında gelişen hâtıralarına yer verirken, ikinci ve üçüncü bölümlerde edebiyatımızın temel meselelerine, bazı eserlerin meydana getirdiği etkiye, edebiyat çevrelerine ve tiyatro dünyasının önemli olaylarına, kavgalarına ve şairlik tarafına temas ediyor. Yakup Öztürk’ün neşre hazırladığı kitapta İsmail Habib Sevük, Yahya Kemal, Ahmet Refik Altınay, Fazıl Ahmet Aykaç, Bekir Sıtkı Kunt, Refi Cevat Ulunay, Osman Cemal Kaygılı gibi bir çok şair ve yazar hakkında çok değerli bilgiler bulunuyor.

            Hüsrev Hatemi Hoca da bugün hâtırat muharrirleri arasında müstesna bir mevkie sahiptir. Dergâh’tan yeni çıkan eseri, Tapu Sicil Muhafızının Anıları (Zerrât-ı Tahattur) adını taşıyor. Hüsrev Hoca,Anılar: Ömür Süvarisi’nde bulunmayan bazı hâtıralarına bu eserinde ayrıntılı biçimde yer veriyor. Birinci bölüm “İstanbul, Benim Şehrim” adını taşıyor: Aile muhiti, çocukluğu, İstanbul’un eski mutena semtleri, Bâbıâli çevresi. İkinci kısmın başlığı: “Tıp Fakültesi ve Hekimlik Yıllarım”. Burada da meslektaşları doktorları ve dostluk kurduğu kişileri tanıyoruz. Üçüncü bölümde “Yazılarla Anılar” var; dördüncü bölüm ise “Yurt dışı anıları” kapsıyor. Halit Fahri Ozansoy ve Hüsrev Hatemi’nin hâtıraları, bize bambaşka ufuklar açıyor, tavsiye ederim. Önsöz’de Ozansoy’un “Hayalleri ile” başlıklı şiiri var. Edib dostlarıyla ilgili kısa ve kalbe dokunan mısraları, melâl dolu. “Gözlerim tepelere bakan bir pencerede / Her dostu hatırlarım, sorarım: - Neredesin? / Salâhattin Enis’le Enis Behiç nerede? / Nerede ilk şairlik kardeşim Hakkı Tahsin?” diye başlayan uzun şiirde tamamen duygu hâkimdir: “Eski kuşaktakiler, yeni kuşaktakiler / Gelseler yine öyle gözlerimin önüne; / Gelseler birer birer sonsuz uzaktakiler, / İnanmasam ne olur onların öldüğüne.” Olgunluk dönemini yaşayanlar, hâtıra yazmalı. Zira hâtıralar, dostlukları tazeler, yitikleri hatırlatır ve insan yüreğinde güzel derin izler bırakır. 

 

   
 

yorum ekle