Eklenme Tarihi : 10/9/2014
MEHMET NURİ YARDIM

Sevimli Sahaflar



 
MEHMET NURİ YARDIM
Sahaflarla ilk olarak 1978’de tanıştım. İstanbul’a yeni gelmiştim. Benim memleketimde sahaflar yoktu, topu topu iki kitapçı vardı. Ama İstanbul öyle mi ya? Sadece Beyazıt’taki Sahaflar Çarşısı’nda en az 40 esnaf vardı. Hepsi de çok değerliydi, ilim irfan sahibiydiler. Aralarında Şeyh Muzaffer Ozak Hocaefendi, Necati Alpas amca, İsmail Akçay, Turan Türkmenoğlu, Halil Bingöl ve İbrahim Manav gibi kitaptan çok iyi anlayan şahsiyetler vardı. İsmail Akçay’ı geçenlerde kaybettik. Uzun yıllardan beri bitkisel hayattaydı. Allah rahmet eylesin.

Rahmetli Muzaffer Ozak Hoca’yı hemen geçemem. “Sahaflar Şeyhi” diye tanınırdı. Önce merhum Ergun Göze ile daha sonra da yalnız ziyaret ettim. Bir gün Karagümrük’teki tekkesine gidip elini de öpmüştüm. Mübarek insandı, nüktedandı. Mizahın İzahı kitabında geçen “Ölüler ve Kitaplar” nüktesini paylaşayım: Meşhur Muzaffer Ozak kendisine, “Mesleğiniz nedir?” diye soranlara şu cevabı verirmiş: “Ölenlerin kitaplarını öleceklere satmak!”

         Bugün Beyazıt’ta o eski sahafların çoğu yok. Büyük kısmı ebedî âleme göç etti. Bir kısmı Kadıköy veya Beyoğlu gibi semtlere taşındı. Ama yine de arasıra çarşıdan geçtiğimde âşina simâlar görmüyor değilim. İbrahim Manav ve Turan Türkmenoğlu gibi. Bugün genç sahaflar yetişti ve mesleği güzel bir şekilde icra ediyorlar.

         Önce bir hatayı düzeltmek lâzım. Yüzyıllar öncesinden günümüze uzanmış haksız bir yakıştırma var. Neymiş efendim: “Sahhaf-ı bîinsaf”. Yani bugünün deyişiyle “insafsız sahaflar”. Reddediyorum. Asla ve kat’a! Her meslekte olduğu gibi sahaflıkta da paragözler olabilir ama ben sahafların çoğunu tanırım. Son derece insaflı, merhametli, vicdanlıdırlar. Müşteriye kitap satarken huzur duyarlar, meraklı müşteri bütçeyi denkleştiremeyip göz kestirdiği kitabı alamayınca üzülürler. Hatta “Kitabı al, sonra parasını getirirsin.” bile derler.

Halim Selim Efendikitabımda geçen aynı adlı bir hikâye vardır. Orada bir sahafı anlatıyorum. 1950’li yıllarda edebiyat muallimliğinden mütekait bir sahaf. Dünya tatlısı bir insan, hâzâ bir irfan ehli, halk adamı. Beyazıt’taki dükkânı garip gurebanın, fakir fukaranın meskenidir. İhtiyacı olan talebelere yardım eder. Dükkânında ney üflenir, hat meşk edilir. Raflardan kitap indirip karıştırmak serbesttir. Zaten Halim Selim Efendi de bir kitap âşığıdır. İnanıyorum ki, sahaflara olumsuz bakanlar, bu hikâyeyi okuduklarında kanaatlerini değiştirecek ve bu mülâyim insanları daha çok seveceklerdir. Mesleğin tarihini Prof. Dr. İsmail Erünsal yazdı: Osmanlılarda Sahaflar ve Sahaflık. Geçen yıl ESKADER ödülüne lâyık görüldü. Çok iyi bir incelemedir.                       

Bazıları sahaflığın öldüğünü, bu mesleğin artık yaşayamayacağını öne sürüyor. Zinhar, inanmam. İddiamda kararlıyım. Zira akıl var, göz var. Eskiden bütün İstanbul sahafları, malum ve meşhur çarşıda tespih taneleri gibi dizilmişti. Şimdi öyle mi? Kadıköy’de, Beşiktaş’ta, Beyoğlu’nda, Bakırköy’de, Fatih’te ve daha bir çok semtte sahaflar çoğalıyor. Demek ki talep var. Sadece İstanbul’da mı eski kitap satıcıları? Hayır efendim. Ankara, İzmir, Bursa, Konya ve daha bir çok şehrimizde bu sevimli dükkânlara tesadüf edebilirsiniz. Meselâ eskiden kitap fuarlarında sahaflara pek yer verilmezdi. Şimdi hem TÜYAP hem de Dünya Ticaret Merkezi’ndeki büyük fuarlarda sahaflara geniş yerler tahsis ediliyor. İnşallah Beyazıt’taki fuarda da sahafları görürüz.

İstanbul’da en çok huzur bulduğum mekânlar sahaf dükkânlarıdır. Vakti olanlara hararetle tavsiye ederim. En az ayda bir sahaflara uğramalılar. Orada belki de uzun zamandır merak ettikleri eserlerle, arayıp bulamadıkları dergilerle karşılaşacaklardır. Bu buluşmanın hudutsuz bir sevinci, târifsiz bir heyecanı vardır. Belirtmeliyim ki, sahaflar konuşmayı sevseler de yazmaktan pek hazzetmezler. Bugün nehir söyleşi diye bir tarz çıktı. Keşke meraklı gençler, eski sahafları ikna etseler ve onlarla uzun uzun konuşsalar, hâtıralarını toplayıp elde ettikleri bilgileri bir kitap olarak yayımlasalar. Kültürümüz için ne büyük bir servet, irfanımız için ne muazzam bir hazine olur değil mi?


   
 

yorum ekle