Eklenme Tarihi : 8/18/2014
MEHMET NURİ YARDIM

Bu Çağın Adı

     


MEHMET NURİ YARDIM

Ömür defterini kapatmış olan yazarların gazete ve dergi köşelerinde bekleyen yazılarının bir araya getirilip kitaplaştırılması çok önemli bir hizmet ve gerekli bir keyfiyettir. Son dönemde makaleleri araştırılan ve bir araya getirilip okuyucuya sunulan müteveffa yazarlar arasında Peyami Safa, Tanpınar, Kemal Tahir, Cemil Meriç, Sâmiha Ayverdi, Safiye Erol ve Tarık Buğra da bulunuyor.

         Tarık Buğra’nın eserlerini titizlikle okuyucularına ulaştıran Ötüken Neşriyat, şimdi de romancımızın 1987-1990 yılları arasında kaleme aldığı makalelerini Bu Çağın Adı ismiyle edebiyat ve düşünce hayatımıza kazandırmış bulunuyor. Usta bir romancı ve hikâyeci olan Tarık Buğra’nın gazete makalelerini okuduğumuzda, bu metinlerin iyi bir tahlilcinin süzgecinden geçtiğini hemen fark ederiz. Buğra politikadan eğitime, belediyecilikten sanata, çevreden basına, bürokrasiden muhtelif meselelere kadar neredeyse her konuda kalem oynatmış bir düşünürdür. Yalnız Buğra özgül ağırlığı yüksek bu yazılarda meselelere, günlük olayların dar aralığından değil büyük pencereden bakmakta ve yorumlarını bu geniş açıdan yapmaktadır.

         “Özellikle edebiyat diyorum; şiir, roman, hikâye diyorum.” diyen yazar, Lenin’in yazar Maksim Gorki’yi, halkın karşısında, dâima sağında tuttuğunu ve giriş çıkışlarında hep onun bir adım gerisinde yürüdüğünü hatırlatıyor ve “Bize; şiirsiz, -edebiyatsız- bir pâdişah gösteremezsiniz.” diye devam ediyor. Buğra gerek bizde gerekse dünyada idarecilerin edebiyatı göz ardı etmediklerine işaret ettikten sonra bunun sebebini sorar ve şu cevabı verir: “Edebiyat’ın bu üstün önemi nereden ve nedendir? Basittir bu sorunun cevabı: Edebiyat’ın konusu insandır da ondan. Edebiyat insan’ı, insanın insanla, insanın toplumla ve tabiatla ilişkilerini işler. Bu yüzden de, kendisini, toplumunu ve tabiatı tanımak isteyen insan edebiyatla ilgilenir; ilgilenmek mecburiyetini duyar.”

         “Edebiyat”  ve “tarih” arasındaki ilişkileri masaya yatıran Buğra’ya göre, “Tarih anlatır, edebiyat yorumlar, açıklar. Nasıl yorumlayan, belli bir açıklamaya yöneltmek isteyen tarih, tarih olmaktan çıkarsa, sâdece birtakım ayrıntılar yakıştırmakla yetinerek anlatan edebiyat da asıl niteliğini yitirir.” Edebiyatın tarihe yönelişinin sebepleri üzerinde duran yazar, ‘tarihi ele alan edebiyatı tarihin insanileştirilmesi’ olarak gördüğünü kaydeder. “Tarih ne kaybedilmiş bir cennettir, ne de trajedi veya Tevfik Fikret’in bataklığıdır. Tarih gerçektir.” diyerek bu ilim dalına tarif getiren Buğra, konuyla ilgili görüşünü şu satırlarla açıklar: “Bana göre tarih, edebiyat için nostalji değildir. Şartlandırma aracı değildir. Kaybedilmiş cennet de, bataklık da değildir. Tarih -hep bana göre diyorum- bugün’dür, yarın’dır, gerçektir. Önemi bundandır.  Küçümsenemez.”

         Kültür ve dil’i tanımlayan Buğra’ya göre kültür ve kültürlü insan deyimlerine değer verenler, özellikle kültürlü olmak isteyenler okumak zorundadır. Şöyle devam ediyor: “Kültürün korunmasını ve yaygınlaştırılmasını mesele yapanlar da öyle. Çünkü edebiyat, kültürün ve uygarlığın hem oluşturucusu, hem de koruyucusudur. Başta da dil, yâni lisan olmak üzere.” Edebiyat, yâni kitapların ‘dil’i zenginleştirdiğine işaret eden Buğra, “Bu demektir ki -kelimelerle düşünüldüğüne göre- düşünce gücümüzü geliştirir ve zenginleştirir.” der.

         Edebiyatın, dünyamıza çok şey kattığına işaret eden Buğra, Yunus Emre, Mevlâna, Süleyman Çelebi gibi şahsiyetlerin şiirleriyle maneviyat âlemimizin zenginleştiğini, arındığımızı ve yüceldiğimizi söyler. Ve kitabın toplum hayatımızdaki vazgeçilmez yerine şu sözlerle temas eder Küçük Ağa yazarı: “İyi bir kitap sizi etkileyebilir; ama esir almaz. Hürsünüz kitabın karşısında: Doğruları, yanlışları, haklılıkları, haksızlıkları onunla gündeme getirir ve serbestçe tartışabilir, onları tepki veya red yoluyla ama onun sâyesinde bulabilirsiniz. İnsanları ve toplumu bütün meseleleri ile, gene onun sâyesinde ve gene ayni şekilde, daha sağlam olarak tanıyabilirsiniz. Bunun için de, kunduracı bile olsanız, mesleğiniz için avantaj sağlarsınız.” Tarık Buğra’nın okumanın ehemmiyetine dâir nihai sözleri şöyledir: “Politikacılardan, kumandanlardan sanayicilere kadar, bütün alanların gerçek ve iz bırakmış büyüklerine bakınız, hepsinin de okuyan insanlar olduğunu göreceksiniz.”  

            Büyük zekâların fikirleri zamanlar üstüdür. Tarık Buğra’nın fikrî makalelerinde biz bu aydınlık düşüncelerin ışığında doğru istikameti görüyoruz. Yazarımız, aslında bugün Türkiye’de tartışılagelen ‘vesayet’ meselesine de bir üst perdeden bakar. “Doğu Batı” başlıklı makalesinde Türkiye’nin sürekli olarak örselendiğini, ayağına çelme takılıp yere düşürülmek istendiğini belirten Tarık Buğra bu alçak ve kalleş oyunların maskesinin çoktan düşürüldüğünü söyler.  Romancımız, kendimizi bulma konusundaki yolculuğumuzdan başarıyla çıkacağımıza inandığını söyledikten sonra umudunu asla kaybetmediğini şöyle ifade eder: “Kim ne derse desin, ben Türkiye’nin, iki yüzyıldır engellenen o doğru yolu bulacağına, kişiliğine kavuşacağına inanıyorum: Türkiye, tarihine kavuşmak için açtığı veraset dâvasını -kesinlikle- kazanacaktır; inanıyorum.”




   
 

yorum ekle