Eklenme Tarihi : 6/3/2014
MEHMET NURİ YARDIM

Abbas Sayar ve Yılkı Atı


 

MEHMET NURİ YARDIM
Edebiyatımızda hak ettiği yeri bulamamış yazarlarımızdan biri de Abbas Sayar’dır. Onun sadece 1971’de basılan Yılkı Atı romanı bile, adını edebiyatımıza altın harflerle yazdırmaya yetecek bir güce ve güzelliğe sahiptir. 1980’den önce eserlerini sol bir yayınevi yayımlıyordu. Sağ camia yazara mesafeli kaldı. Bugün Ötüken bütün eserlerini neşrediyor. Şimdi de sol kesim görmezlikten geliyor. Çok garip.

On nüfuslu bir ailenin çocuğu olan yazar, 21 Mart 1923 tarihinde Yozgat’ta doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu, ne var ki maddî imkânsızlıklar yüzünden eğitimini yarıda bıraktı. 1941 yılında ilkokul öğretmenliği, gazete bayiliği, kitapçılık, çiftçilik ve İstanbul’da matbaacılık yaptı. Yozgat’ta Bozlak gazetesini çıkardı. Bozok gazetesini de 1952-1996 yılları arasında 44 yıl sürdürdü. 12 Ağustos 1999 tarihinde İstanbul’da vefat etti. İlk şiirleri 1947’de Gönül Sandalı kitabında topladı. En sevilen romanı Yılkı Atı, filme de alındı. Sayar’ın şiir kitapları Sereserpe, Gibi, Şey, Neco’ya Mektuplar ve Boşluğa Takılan Ses adını taşıyor. Hikâyeleri, Yorganını Sıkı Sar kitabında bir araya geldi. Romanları Çelo, Can Şenliği, Tarlabaşı Salkım Saçak, Dik Bayır adlarını taşıyor. Yazar hâtıralarını Anılarda Yumak Yumak, denemelerini Noktalar ’da topladı.

Yılkı Atı’nda, yaşlanıp iş göremez duruma düşen ve bunun üzerine sahibi tarafından “yılkı”lığa ayrılan yani açlığa ve tabii ki ölüme terk edilen bir atın hikâyesi anlatılıyor. Dağlarda, ormanlarda ve ıssız vadilerde kışı büyük mücadelelerle geçiren, kurtlarla savaşan defalarca ölümle pençeleşen ve diğer yılkılık atlarla dayanışma içine girerek hayata geri dönen at (doru kısrak), baharda tekrar köye döner. Sahibi (İbrahim) güçlenen ve kışı masrafsız ve zayiatsız atlatan kısrağına kavuşmanın sevincini yaşayacağı sırada at, fırtına gibi olan tayını da alıp dağlara kaçar. Sahipleri (İbrahim ve oğlu Mustafa) peşine düşerlerse de bir daha yakalayamazlar. Yılkı Atı, bir bakıma vefasızlığın bedelinin ödetildiği bir final ile son bulur.

Romanda at bir simgedir. Okuyucuda merhamet duygularını kabartan, hatta zaman zaman göz yaşartan sahnelerle dolu olan Yılkı Atı’nda, bir taraftan hayvan sevgisi aşılanırken, beri yanda atın kişiliğinde insan dramı anlatılıyor. Terk edilmiş, itilmiş ve horlanmış yılkılık atların bir araya gelişi, dayanışma içine girişi ve dağ başlarında kurtlara karşı ortak bir mücadele geliştirmesi son derece çarpıcı bir şekilde sunuluyor. Bu şanlı mücadele idealize edilirken, köylümüzün çaresizliği ve yoksulluğu da mükemmel bir şekilde dillendiriliyor. Romanın bu kadar başarılı olmasında Abbas Sayar’ın çiftçilik yapması ve köylüyü yakından tanıyışı gerçeğini göz ardı edemeyiz tabiî ki. Bu yönüyle gerçekçi bir yazar ve sâhici bir romanla karşı karşıyayız. Köyü ve köylüyü sömürmeyen, gerçek fotoğrafını yansıtan, onu insanî yönleriyle, beşeri zaaflarıyla, bazen sevimli bazen de acınacak veya zalim hâlleriyle resmeden bir yazar Sayar. Gerçekçi gözlemlere dayanan yalın, net ve sürükleyici bir roman Yılkı Atı... ‘Dolukısrak’, ‘Çilkır’ ve ‘Demirkır Aygır’ın dramatik hikâyeleri bizi hüzünlü iklimlere taşıyor. Romanın sonunda tanış-biliş oluyoruz atlarla. İnsan olarak benzer hikâyeleri yaşadığımızdan olacak bir yakınlık kuruyor, ortak noktalarda buluşuyoruz. Sayar, bu ‘sahih’ yönüyle de diğer bazı köy romancılarından ayrılır. Çünkü ideolojik bir tavır sergilemez.

Yılkı Atı, dünya çapında tanınmış romancı Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un Kopar Zincirlerini Gülsarı romanını hatırlattı bana. Bu romanda da kullanılan at, âdeta ‘roman kahramanı’. Abbas Sayar’ın başka romanlarında da var bu tema. Bir bakıma edebiyat dünyamızın müşterek bir zevk ve ortak bir motifi olarak çok yaygın. Türklerin at sevgisinin edebiyata yansıması doğal. Cumhuriyet döneminde bir çok şair ve yazar şiirlerinde roman ve hikâyelerinde ‘at’ı kullandı. Bir ‘kahramanlık sembolü’ olarak anıldı. Necip Fazıl At’a Senfoni’yiyazdı.

Abbas Sayar’ın Yılkı Atı’nda olaylara çok farklı bakışı ve konuyu işleyişi vardır. Atın çalışkanlığı, gayreti, sahibine olan vefâ duygusunun ardından ihanete uğrayışı hüzünlü bir atmosferle veriliyor. Fakat atın kendini koyvermeyişi, direnişi okuyucuda bir saygı uyandırıyor. Yazar romanda aslında insanı anlatır. Okuyucu, sayfaları çevirdikçe yaşadığı veya şâhit olduğu ihanetleri, menfaat dünyasını, kuzuyu kurda teslim edenleri ve rezil çıkarcıları hatırlıyor. Peki, horlanan, ezilen ve sürülenler ne yapıyor? Bir araya gelip dayanışma içinde olabiliyor mu, birbirlerini sahipleniyor mu, müşterek bir tavır geliştirebiliyor mu, aç kurtlara yem olmamak için kahramanca direnebiliyor mu? Romanda basit gibi görülen bir temadan yola çıkarak yazılan olayın ardında  verilmek istenen mesaj budur bana göre. Yazar, okuyucunun kıssadan hisse çıkarmasını istiyor. Ancak bu duygu ve düşünceler, kin ve düşmanlık pompalanarak sağlanmıyor. Akılla, mantıkla, sevgiyle ve merhametle aşılanıyor. Yılkı Atı’nda hayvanî duygular insanîleştiriliyor âdeta. Veya tersinden söylemek gerekirse insanda olması gereken duygu ve davranışlar atlara yükletiliyor. Yazar, romanın yoğun bir biçimde hissedilen sıcaklığını, köklü ailesinden devşirdiği mistik anlayış ve duyuştan devşirmiştir denilebilir.

Anadolu dilini iyi bilen, köylü ağzını mükemmel kullanabilen Sayar, köyde yaşamış, ziraatçılık yapmıştır. Tarla sürmüş, hayvan yetiştirmiştir. At tasvirleri inandırıcıdır, çevre anlatımı şahanedir. Romanda, vahşi tabiat, amansız dağlar, korkunç vadiler, ürkütücü ve ıssız ormanlar çok güzel bir biçimde yansıtılıyor. Türk edebiyatının sevgiyle yazılmış önemli romanlarından biridir Yılkı Atı. 100 Temel Eser arasına alınan roman mesaj yüklüdür. 1970’teki bir konuşmasında, “Yılkı Atıromanımla toplumuma bir sanat hizmeti yaptığım kanısındayım, boş bir hikâye değil Yılkı Atı… Boş lâf etmedim Yılkı Atı ile… Beni tanıyanlar, beni sevenler mutlaka bu romanımı okumalıdır. Zirâ; ben biraz da Yılkı Atı’yım.” demişti. 



   
 

yorum ekle