Eklenme Tarihi : 6/3/2014
SERAP BESİMOĞLU

Bir kuş masalı



"Beni de Kral Simurg'a götür" 



SERAP BESİMOĞLU
Kuş figürleri sanat alanında önemli bir simgedir. Özellikle de resim ve mimaride oldukça geniş bir ifade hakimiyetine sahiptir. Sinema ve yazılı edebiyatımızda da yoğun bir şekilde simgeleştirilen kuş, aynı zamanda özgürlüğün ve ölümsüzlüğün de simgesi olur. 
Hayat ve ölüm, madalyonun iki yüzü gibi. Birinin başladığı noktada diğeri biter. Yine de bu zorlu savaşta ölüm kabul edilebilir bir şey değildir. İnsanlık belki de bu yüzden oldu olası sonsuzlukla ilgili arayışından hiç vazgeçmez. Ölümsüzlük iksirleri, Lokman Hekim'in bir türlü bulamadığı sonsuzluk arayışı içerisinde daima ölümü öldürmeye yönelik reçetelerdir. 
Masallarımızda, destanlarımızda kocaman devler, lambadan çıkan cinler hep ölümsüzlük arayışını güçlendiren sembollerdir. Yine de değişmeyen tek gerçek ölümü kabullenemesek bile ona teslimiyet kaçınılmazdır. Tüm bunlara rağmen sanat ölümsüzlük arayışının en önemli kazancıdır. Ancak bu vesile ile geçmişten günümüze yaşanan her şey, sanatın güçlü ifade dili aracılığıyla aktarılacaktır. 
Bu aktarımın doğru ve gerçekliği yansıtır olabilmesi için de sanatın özgür olması şarttır. Sanat ve sanat eserleri yüzyıllar boyu ölüme kafa tutmuş ve yaşarlılıklarını devam ettirmişlerdir. İnsan ölümlü ama insanların yaptığı ya da taşınmasına aracılık ettiği sanat özgür, sanatın ortaya koyduğu eserler ise ölümsüzdür. 
Ölümsüzlük düşüncemizde sonsuzluğu çağrıştıran bir kavram. Ucu bucağı olmayan. Bu kavramı güçlü kılan ise gökyüzüdür. Kuşlar da her kanat çırptıklarında ölümsüzlüğü en güzel simgeleyenler olarak hafızamıza kazınırlar. Oysa gerçekte ölümsüzlük bir imkansızlıktır. Daha doğarken bile bir gün mutlaka öleceğimiz bellidir. Tıpkı fiziksel gücümüzle uçamayacağımız gibi. 
Bu açıdan bakınca insan değil ama kuşlar ölümsüzlüğe daha yakın bir noktadan görünürler bize. Umut ve hayallerimizi onların kanatlarında diyardan diyara uçururuz. Tıpkı Zümrüd-ü Anka ya da Hüthüt Kuşu gibi. Bu noktada tüm bu süslü sözlerimin sebebi beni de sırtına alıp Simurg'a taşıyan farklı bir kitapla buluşma serüvenim oldu. 
Geçtiğimiz aylarda Alef Yayınevi'nden çıkan, Peter Sis'in ünlü İranlı şair ve yazar, mutasavvıf  Ferîdüddîn-i Attâr'ın "Mantıku't-Tayr"'ından yola çıkarak yazıp resimlediği müthiş bir kitap. Bir büyülü Simurg masalı "Kuşlar Meclisi", ölümsüzlüğün ve özgür olmanın örgütlenme noktasında keşfedildiği, Kaf Dağı'nın ardına ulaşma çabasının çok yalın bir dille masalsı dinginlikle buluşturulduğu bir uğraş. 
İranlı şair Aktar'ın günümüze ulaşan bir çok eseri var tabii ama en önemlilerinden biridir "Mantıku't-Tayr". "Kuş dili". Bir bakıma Mevlana'nın Mesnevi'si gibi hazırlanan eser, 4724 beyitten oluşmuş. Kahraman ve örgütçü Hüthüt Kuşu'nun bütün kuşları ikna ederek Simurg'a ulaştırma mücadelesi bir bakıma tasavvuf inancının kuşların hikayesi üzerinden yola çıkılarak simgeler ile anlatıldığı bir lirik eserdir. Peter Sis de aynı yolu izleyerek "Kuşlar Meclisi"nde benzer bir lezzet yaratmış. 
Kitaptaki kahramanımız Hüthüt Kuşu ise, tüm kuşlara kendilerini Kral Simurg'a götüreceğini söyler. Masal bu ya; Kral Simurg da yeryüzündeki tüm soruların cevaplarını biliyordur. Nazmi Ağıl çevirisiyle sunulan kitap, görsel ziyafeti ve baskı kalitesiyle müthiş bir çalışma olmuş. 
Her bir kuşta ve kuşların bu zorlu mücadelesinde insanoğlu biraz kendini bulmalı sanki. Neredeyse beni de Kral Simurg'a götür dedirtecek türden. Bütün kuşları birlik olmaya davet eden Hüthüt'ün mesajı kısaca şöyle; "Birlik bilinci; içinde akıl, mantık ve sevgi olduğu sürece güç doğurur. Tek başına güçlülükten ise birlik bilincinin doğduğu güç daha hakim, daha anlamlı ve yaptırımı yüksektir." Kütüphanenizde olmayı hak eden bir kitap.


   
 

yorum ekle