Eklenme Tarihi : 4/16/2014
MEHMET NURİ YARDIM

Bâbıâli’de Hayat


 
MEHMET NURİ YARDIM
         Bâbıâli bir semt olmanın ötesinde muhit, yaşayış biçimi hatta bütünüyle bir hayattır. Bâbıâli Türkiye’mizin kafası, ruhu ve kalbidir. Sadece bir semt adı değil, düşüncelerin meşheri, ideolojilerin pazarıdır. Osmanlı’da yönetimin merkezidir. Bâbıâli Osmanlı’da olduğu gibi Cumhuriyet devrinde de önemini muhafaza etmiştir. Attilâ İlhan, “Türkiye’nin kalbi İstanbul’da, İstanbul’un kalbi Bâbıâli’de atar” diyordu. Doğrudur. Gazete binaları taşınsa da, yine gazetecilerin buluşma yeri, muhabbet mekânıdır. Kimi Gazeteciler Cemiyeti’ne damlar, kimi Yazarlar Birliği’nde buluşur, kimi Türkocağı’na takılır, kimi ESKADER’in Bâbıâli Sohbetleri’nin tiryakisi olur. Buluşmalar, sohbetler, geçmiş zaman hâtıraları fâsılasız bir şekilde devam edip gider.

         Bâbıâli yollarında Namık Kemal’in heyecanını duyar, Ahmet Midhat Efendi’nin heybetli bedenine eşlik eden bastonunun tıkırtılarını işitir, Abdullah Cevdet’in İçtihat’ındaki tartışmalara kulak kesilirsiniz. Süleyman Nazif’in nükteleri eşliğinde atılan kahkahalar etrafta çınlar. Devir geçer ve Reşat Nuri, Çalıkuşu romanı koltuğunun altında gazete idarehanelerini arşınlamaktadır. Peyami Safa ve Kemal Tahir polisiye romanlarının tefrikalarını yetiştirmektedir.

         Sonra Tarık Buğra’nın ilk hikâyesinin serencâmı sürükler sizi. Necip Fazıl’ın aksiyon yüklü Büyük Doğu idarehanesini Vecdi Bürün’ün daktilo sesleri kaplar. Bâbıâli aslında büyük bir müzedir. Gazetelerin temeli orada atılmıştır, yayınevlerinin mekânları hâlâ semtin gözde yeridir. Gazeteciler ve yazarlar burada nefes alıp verir, geçmiş zaman hikâyelerini ve bitmek tükenmek bilmeyen hâtıralarını birbirlerine naklederler. Sütunlarında kavga edenler, bu sokak başlarında tatlı telâş içindedirler. Karşılaştıklarında yine selâmlaşırlar. Çünkü onlar fikir kavgası eder, birbirlerine şahsi husumet beslemez.

         Gazetenin geleneği vardır. Ona verilen emek, dökülen göz nuru, harcanan ter vardır. Muhabirinden sekreterine, yazarından musahhihine, çaycısından patronuna kadar gazete bir vücut gibidir. Vücudun ağrıyan bir uzvu bütün bedeni acıtır. Bir ailenin fertleri gibidir gazete çalışanları. Kahırları ortak, sevinçleri benzer, kederleri müşterek, gayeleri aynı, kaygıları tektir.

         Bâbıâli şenliktir, güzellemedir, hâfızadır. Eski gazetelerin mekânları korunmalı, ünlü gazetecilerin isimleri duvarlara çakılmalıdır. Kalıcı çalışmaların yapılabilmesi için bu mahalde yıllardır hizmet veren kültür sanat mahfillerinin yöneticileriyle istişare edilmeli ve mühim projeler geliştirilmelidir.

Bâbıâli Türkiye’nin boy aynasıdır. Orada cemiyetin sadece dış görünüşünü görmezsiniz, iç dünyası da akseder bütün heybetiyle. Dev aynalar bazen parlaktır bazen de sisli… Bâbıâli, memleketi bir baştan öbür başa geçen derin ve köpüklü bir nehirdir. Bazen berraktır suyu, bazen de bulanık… Kirini de akıtır cemiyetin, nurunu da… Bâbıâli küçültülmüş bir insan gibidir. Melek tarafı da var, şeytan cephesi de… Bazen meleklerden yükseğe çıkar bu çarşının has esnafı. Kimisi de aşağı bir derekeye düşer, çamur deryasına saplanırlar. Bâbıâli Türkiye’nin, kalbidir, hesap defteridir, takvimidir, hata sevap cetvelidir. Bazen isyanı, bazen irfanıdır. İhtişamı da yakalamıştır bu muhit, sefalete de düşmüştür. Zirve de olmuştur, çukur da.

Bir semt ve o mahallin sâkinleri, bir meslek ve o iş kolunun mensupları, bir devir ve o dönemde yaşayanlar nasıl anlatılır? Elbette yaşanmış hâtıralarla… Çünkü hâtıralar geçmişle hesaplaşma, maziyi eşelemedir. Vicdanı masaya yatırma, nefsi sigaya çekmedir. Her hâtıra kırıntısında hakikat payı vardır. Bazen af dileme, bazen de bağışlama vardır. Hâtıralarını anlatanlar bir bakıma bütün hüviyetleriyle meydana inmede, insanların muhakemesine “hodri meydan” demekteler. Bir iç döküştür hâtıralar, bir hesap veriştir aynı zamanda.

Çağrı Yayınları tarafından neşredilen Bâbıâli’de Hayat kitabımı oluşturan röportajlar, Bâbıâli’nin geçmişi ve bugünü, basınımızın meseleleri ve yayın dünyamızın problemlerine dâirdir. Kültür hayatımız konuşmaların arasına serpiştirilmiştir. Gündelik olayların dışında duran ve gelecekte de kalıcı olmasını istediğim bu faydalı fikirler, 1985’den 2013 yılına kadar yapılan konuşmalar kitapta buluştu. Görüştüklerimden A. Rahim Balcıoğlu, Ahmet Kabaklı, Altan Deliorman, Celalettin Bilginer, Ergun Göze, Ferit Ragıp Tuncor, İsmet Bozdağ, Nezih İzmiroğulları, Olcay Yazıcı, Vecdi Bürün, Vehip Sinan ve Ziyad Ebüzziya ebedî âleme göç etti, rahmetle anıyorum. Ahmet Özdemir, Aydil Erol, Beşir Ayvazoğlu, Cumhur Kılıççıoğlu, Dursun Gürlek, Gürbüz Azak, Hüseyin Movit, Lütfü Oflaz, Osman Akkuşak, Recep Ekicigil, Ünal Sakman, Vehbi Vakkasoğlu, Yağmur Atsız, Yalçın Toker’e de sağlıklı, bereketli ömür diliyorum. İletişim fakültelerinde okuyanlar, gazetecilik mesleğine ilgi duyanlar sanırım bu kitabı sevecek. Çağrı Yayınları, Tel: 0 212 516 20 80

   
 

yorum ekle