Eklenme Tarihi : 3/3/2014
MEHMET NURİ YARDIM

Dîvanyolu

 


MEHMET NURİ YARDIM

 Dîvanyolu’nu bilirsiniz. Çemberlitaş’tan Sultanahmet’e akıp gidiveren belki de İstanbul’un en tarihî yolu… Sağlı sollu çeşmeler, sebiller, medreseler, kütüphaneler, külliyeler ve camiler selâmlar sizi. Dîvanyolu’nu Beşir Ayvazoğlu anlatmıştı eserinde. Şimdi de bu âbidelerle süslü yol bir dergi ismi oluverdi. 35 yıldan beri çalışmalarını bildiğim, resimlerini seyrettiğim, karikatürlerine güldüğüm, yazılarını okuduğum Muammer Erkul Dîvanyolu adıyla yeni bir dergi çıkardı. Zaman zaman bahsederim. Türkiye’de bir derginin uzun soluklu olması, devam etmesi kolay değil. Gayret, sebat, sabır, çevre ve biraz da himâye ister. Ben Dîvanyolu’nun iyi niyetlerle yola çıkılmış bir gönül yolculuğu olduğuna inanıyorum. Muhteva zengin, mizanpaj mükemmel. Erkul’un başyazısı “Terleyenler olmasaydı” diye başlıyor. Son iki  prografı şöyle: “Bir derginin her satırı ya bir acının feryadıdır yahut bir sevincin haykırılmasıdır. Fakat bir derginin her bir harfi, birer damla terdir önce!.. Ter… Evet, kokabilir bazen. Ama sen, hangi sebeple terlendiğine bakmalısın… Sadece konuşanlar hep olur ve hep de olacaktır. Şunu düşünmelisin: Ya terleyenler olmasaydı!..” Çok önemli, hayatî bir soru? Ya yürüyenler, koşanlar, atağa geçen cevvaller, cîvanlar olmasaydı halimiz nice olurdu?

         Dîvanyolu kültür, sanat, tarih ve edebiyat dergisi. Sayfaları çeviriyoruz. Ayın önemli haberlerini okuyoruz. Sempozyumlardan, panellerden, toplantılardan kalanlar. Sonra “Sanatın nabzı”nda yazarlar tezgâhlarındaki çalışmalardan ipuçları veriyor. Elif Sabah Erkul, müjdelenmiş fethin mimarı olan Akşemseddin Hazretleri’ni koynunda saklayan “Göynük”ü anlatıyor. Ahmet Çelik hikâyesiyle ‘kalbimizi avucuna’ alıyor. Derginin mühim dosyası Marmaray, yani “Hüdâî Yolu”… Aziz Mahmud Hüdâî Hazretleri’nin kerameti ile anılan ve 400 yıldır adına Hüdâî Yolu denmiş olan bu güzergâhın tam da altına inşa edilen Marmaray’ın geçtiği hat, elbette ‘Hüdâî Yolu’dur!” deniliyor. Doğru söze ne denir? Nitekim Muammer Erkul’un on yıl önce fikir ve isim babalığını yaptığı bu düşünce geniş yankı uyandırmış. Rahmetli Olcay Yazıcı, Rahim Er, Hüseyin Aydemir ve Mehmet Nuri Yardım projenin ismini başından beri destekleyen yazarlar. Ekrem Kaftan eski/meyen duygularını mısralarında terennüm etmeye devam ediyor: “Derd etme bu hayatı, en uzu bahar geçer / Sineni şerha şerha yaralayan yâr geçer.” Hicran seçkin, Mehmet Nuri Parmaksız ve Ahmet Sırrı Arvas derginin diğer şairleri.

Muammer Erkul’un “Kar Taneleri” bana Cenab Şahabeddin’in “Elhan-ı Şita”sını hatırlattı: “Kar yağıyor; uçuşan, konan, yapışan, savrulan, yığılan,dökülen karlar. Nereye baksan kar, her taraf bembeyaz…” Dîvanyolu’nda âşinalar çok: Gürbüz Azak, Hayati İnanç, Rahim Er, Mustafa Necati Özfatura, Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Cihat Zafer, Sırrı Er, Prof. Dr. Resul İzmirli, İslâm Gemici, Mustafa Kocabaş, Hasan Mesut Hazar ve Murat Başaran bunlardan bazıları. Yavuz Bahadıroğlu, Gürbüz Azak ve Gülten Dayıoğlu ile yapılan röportajlar zevkle okunuyor. Her üç yazar, insanoğlunun mâcerasına ve kalp dünyasına dikkat çekiyorlar. Gülten Dayıoğlu, Elif Sabah Erkul’un sorularına cevap verirken, “Hayal kurmak ekmeğim suyum” diyor. ESKADER’in ödül töreninde ayaküstü de olsa Muammer Erkul’un sorularına cevap veren Bahadıroğlu, yazı mâcerasını dile getiriyor. Cihat Zafer’in ‘portre’ yazılarını zaten çok severdim. Derginin bu sayısında yazarımız Mehmet Selahaddin Şimşek’i anlatıyor. Okunası yazıda Şimşek’in şu sözünün altını çizmek gerek: “Deha, imkânsız zannedilende mümkünü görebilmek demektir. Gemilerin karada da yürütülebileceğini sezmek, Mehmed’lerden birini Fatih yapar!” Değerli tarihçi Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Divanyolu üzerinde yatan ‘Bir devrin unutulmaz lideri Sultan II. Abdülhamid Han”ı anlatıyor. Prof. Dr. İsmail Kaya, Prof. Dr. Ramazan Ayvalı, Ömer Söztutan ve tabii genç yazarlar:  Elif Sönmezışık, İlker Dere, Mehtap Altan, Yıldız Seçen, Filiz Boy, Seyfullah Öztürk, Bircan Dilberoğlu Tiken, Mahmut İpek. “Bizim Sınıf” ve “Çekirge Çetin” çizgileri, hasret kaldığımız mizah dünyamızdan yüreklere kapı aralıyor.

         Muammer Erkul’un, Dîvanyolu’nun arka kapağını süsleyen ve “Su Gibi” adını taşıyan denemesini okuyalım: “Şimdi sen ‘su’ olduğunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok tükenmez… İnanıyorum ki gerçekten de öylesin. Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayı d olduramazsın. Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın… Unutma; daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin… Gürültünün parçası olursun sadece! Hadi… Sen şimdi ‘su olduğunu’ d üşün ve kendini ‘su gibi’ hisset… Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı… Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez-tükenmez olduğunu hatırla… Ama yine su gibi bir ‘küçük bardağın içine’ sığıdır ke kendini; girebilmeyi öğren insanların damarlarına. Hayat ver… Vazgeçilmez ol!”

            Maneviyat büyüklerimiz ‘yol’ kadar ‘yol arkadaşı’nı da seçmemizi istemişlerdir. Yol Dîvanyolu, eh yoldaşlarımızın da isimlerini yâd ettim. Öyleyse Muammer Erkul’un açtığı bu güzel ve hayırlı yolda yürümek gerek. Yitirdiğimiz değerlerin büyük bir kısmını bu derginin sayfalarında, satır aralarında bulabileceğiz. Ne diyordu Cemil Meriç: “Dergiler hür tefekkürün kalesidir.” Dîvanyolu kalesine sahip çıkmak, bu ülkenin medeniyetine âşık, irfanına sevdalı, kültürüne âşina insanlara yakışır. Dîvanyolu’nda karşılaşmak ve buluşmak ümid ve hasretiyle… (Dîvanyolu, Divanyolu Cad. No. 48-403 34110 Sultanahmet-İstanbul Tel. 0 212 528 9292 www.divanyoludergisi. Com info@divanyoludergisi.com)


   
 

yorum ekle