Eklenme Tarihi : 11.06.2013
MEHMET NURİ YARDIM

Üç yazarımız ve Eserleri

MEHMET NURİ YARDIM
Bâbıâli”nin ayaklı kütüphaneleri vardır. Onlar her zaman kitapla haşir neşirdir. Evleri, malları, mülkleri kitaptır. Gözleri gibi bakarlar o nâzenin ahşap raflara. Bu kitap âşıklarından biri de yazarlarımızdan Muhiddin Nalbantoğlu ağabeyimizdir. Gazeteye gittiğimde mutlaka onu ziyaret etmek ve sohbetinden istifade etmek isterim. Odası, bildik gazeteci mekânı değildir. Her taraf kitap doludur. Bir an için kendinizi sahaf dükkânında da hissedebilirsiniz. Bir yandan ikrâm ettiği kahveyi içerken bir yandan da can kulağıyla sözlerini dinlerim. Gözlerim ise bazen gayr-ı ihtiyarî kitaplara dalar, sırtlarından isimlerini okumaya çalışırım. Her birini bir güzel incelemiştir Muhiddin ağabey. Her kitaba el atmıştır, okumamışsa bile mutlaka karıştırmıştır. Bazısı ansiklopedi bunların, bazısı da sözlük. Araştırma, hâtırat olanlar da var. İnceleme, mizah vb. Ama muhakkak ilgilendiği ve zaman zaman yararlandığı kitaplardır bunlar. Alt alta üst üste karıştırılacakları zamanı bekler dururlar. İlme ve irfana sevdalı bir çok kültür adamı gibi bilgisini, birikimini çevresine dağıtmayı, yaymayı sever. Her sohbetimizde kendimi 1940”larda, 50”lerde bulurum. Hayatı gerçekten roman. Ama bunu kendisi kaleme almaz. Tevazuundan, mahviyetkârlığından eli varmaz hâtıralarını yazmaya. Lâkin böyle kıymetli münevverlerimizin hâfızalarındaki hakikatleri ve hâtıraları beraberlerinde götürmeye de hakları yok. Mutlaka birilerinin kaleme alması gerekir. Necip Fazıl”dan Peyami Safa”ya, Tarık Buğra”dan Ahmet Kabaklı”ya, Sâmiha Ayverdi”den Nihad Sâmi Banarlı”ya tanımadığı büyüğümüz yok neredeyse. Her biriyle mutlaka bir muhabbeti, bir mâcerası, bir hâtırası vardır. Var amma, bunları düzenli olarak ne yazık ki henüz yazmamış. Aslında şöyle meraklı genç bir kardeşimiz, Muhiddin amcasının hâtıralarını teybe kaydetse sonra da bunları deşifre edip yazıya dökse, ardından kitaplaşsa ne güzel olur. Şimdi, röportaj-roman dedikleri türden yâni. Ne tatlı anekdotlar okuyacağız o kitapta kimbilir?
Muhiddin Bey, Türk tarihinin doğru anlatılması ve anlaşılması için elinden gelen gayreti gösteren bir dâvâ adamıdır. Geçmişe uzanır, inci mercan hakikatler devşirir ve biz okuyucularına takdim eder. Ansiklopedik eserleri vardır. Tarihî eserler kaleme almıştır. İsimleri unutulmuş tarihî roman yazarlarının eserlerini günümüze kazandırmıştır. Meselâ Semih Fethi imzasıya romanlarını kaleme alan M. Turhan Tan”ın bütün eserlerini, günümüz Türkçesine o aktarmıştır. Özüne dokunmadan kısmen sadeleştirmiştir. Elimdeki Son Akın, Topal Kasırga ve Viyana Kapılarında isimli romanları sırayla okuyorum. Çocuk kitapları da var: Yavrularımızın millî kültürle yetişmesi için büyük bir heyecan ve sevinçle hikâyeler, masallar, romanlar yazmıştır. Bunca çalışmanın yanısıra Yeniçağ”ın bütün yazılarını her gün okur, kontrol eder. Dilimize aykırı, Türkçe imlâ bakımından hatalı satırları düzeltir. Kısacası bir bilge karınca gibi çalışır üstat. Hayırlarla dolu ömrünün uzun olmasını dilediğim yazarımızın bütün eserleri Hamle Basın-Yayın”dan çıkıyor. (0 212 5128479)
Bir ikinci Türkçe ve kültür sevdâlısı yazarımız da Aydil Erol”dur. Aydil ağabeyi basın âlemi çok iyi tanır. Kültür çevreleri, onun hakkında her zaman güzel duygular beslemiştir. Edebiyat dünyasında kendisine saygı duymayan çok az kişi var. Nüktedân, sempatik, bilgi küpü. İç dünyasının zenginliğiyle dostlarının gönlünde taht kurmuştur. Yeni çıkan eseri Bamteli, neredeyse tematik bir kültür-edebiyat ansiklopedisi hüviyetindedir. Âdeta kırkambar. Hâtıralar, şiirler, anekdotlar, beyitler, nükteler… Mehmet Âkif, Nihâl Atsız, Ârif Nihat, Orhan Şaik, Niyazi Yıldırım, Oktay Aslanapa, Nevzat Atlığ, Fahri Ersavaş, Yavuz Bülent Bâkiler, Nihad Çetin, Ali Akbaş, Ahmet Özhan, Baykan Sezer, Oktay Sinanoğlu, Cinuçen Tanrıkorur, Kemalettin Tuğcu, Necdet Yaşar, Orhan Türkdoğan, Durali Yılmaz, Suphi Saatçi, Yusuf Gedikli, Bünyamin Aksungur, Kemal Çapraz gibi âşina portreleri altın damlayan fırçasıyla resmedip süslü galerisinde teşhir ediyor. (Ufuk Ötesi, 0 212 5117209)
Geldik üçüncü kültür adamımıza. Hüseyin Movit, Türkçe”yi seven, Türkçe”ye kara sevda ile âşık olan, dil uğruna nice kahırlara katlanan, zahmetlere giren, insanları eğitmeyi kendisine şiar edinmiş, parasını pulunu bu yolda harcayan bir adsız kahraman. Bir yazımda onu “Türkçe”nin Millî Muhafızı” ilân etmiştim. Gerçekten de o tek başına âdeta bir ordu gibidir. Her Allahın günü bütün gazete, dergi, televizyon ve radyoları takip eder, hatalarını arar bulur, üşenmez telefon açar söyler. İtiraz edenlere cevap verir, haddini aşanlarla uğraşır. Dil İzleme Grubu Başkanı”dır. Sanırım bu derneğin belki de tek aktif üyesi ve yöneticisidir. Hüseyin Bey de Aydil ağabey gibi Yeniçağ”da “musahhih”lik yaptı. Bir ömür boyu harflere ve kelimelere göz nuru döktü. Sadece teknik hata mı bulur? Elbette değil. Mânâ kaymalarından tekrarlara, cümle bozukluğundan yanlış anlamalara kadar pek çok dil meselesiyle uğraşır durur. Konferanslar verir. Movit”in ilk eseri yayımlandı: Konuşamadığımız Türkçe Ve… adını taşıyan bu 260 sayfalık eser, tam bir hazine. Yazarımız, basındaki yazıları ele alıyor, önce hatalarını söylüyor, sonra doğrusunu gösteriyor. Keşke bazı televizyonlar imkân sağlasa da Hüseyin Beyi, her akşam ekranlardan dinleyebilsek. Bir ara Yavuz Bülent Bâkiler ağabeyimizi bir kanaldaki “Sözün Doğrusu” programında tâkip ettik ve çok istifade ettik. Dilerim Hüseyin Movit Beyefendi için de böyle bir imkân doğar. Böylece Türkçe”yi nasıl katlettiğimizi görme fırsatı buluruz. (Avcıol Yayın, 0 212 5112207)

   
 

yorum ekle