Eklenme Tarihi : 9/13/2021

Livaneli gözünden göç




3 yıl aradan sonra yeni bir roman...

Edebi yanı, zaman zaman müzik adamı yanına ağır basan Zülfü Livaneli üç yıl aradan sonra yeni romanı "Balıkçı ve Oğlu" ile okurlarının karşısına çıktı. Göçmenlik  ve ekolojik yıkıma odaklı bu romanında Livaneli, göçmenliği; Egeli balıkçı Mustafa, eşi Mesude ve Samir bebek üzerinden anlatıyor. Ege kıyılarında geçen bu etkileyici macerayı aktarırken Livaneli, sadece yaşanan can pazarını değil, sermaye eliyle yapılan ekolojik yıkımı da gündeme taşıyor. Livaneli, Cumhuriyet Kitap'tan Naz Erdoğan'ın yeni kitabı hakkındaki sorularını cevapladı:

- Balıkçı ve Oğlu, göçmenlik meselesini ele alan, arka planda da toplumsal duyarlılığınıza işaret eden ekolojik yıkım, rant sorunu gibi temel noktalara parmak basan bir roman. Kitabın yazım serüveni nasıl başladı?

Bu roman aklıma bir balıkçının denizde bir ceset bulmasıyla düştü. Aslında uzun bir roman değil ama yoğun. İlk bölümü Cumhuriyet ekinde Yunuslar adıyla yayımlanmıştı.

- Göçmenlik meselesi, ekolojik yıkım ve rant meselesinin yanı sıra toplumsal başka konulara da değiniyorsunuz.Tüm bunları aynı romanda ele almanın yazım sürecinde doğurduğu zorluklar oldu mu?

Hayır, tam tersi. Roman karakterleri geliştikçe onları etkileyen koşullar da genişlemeye başlıyor. Yoksa şu sorunu da anlatayım, bunu da aktarayım gibi bir derdim hiç olmadı. Özellikle bu çağda hepimiz çok çeşitli etkiler altındayız. Bu etkilerden sıyrılmış, soyut, gökyüzünde yaşayan insanlar değil kanlı canlı, bu hayatı köküne kadar yaşayan karakterler yaratmayı seviyorum. Bu romanda asıl tema, çocuklarını kaybetmiş olan acılı bir çiftin, balıkçı Mustafa ile Mesude'nin hayata tutunma mücadelesi.

- Türkiye'nin uyguladığı göçmen politikasını nasıl buluyorsunuz ve bu göçmen bireyler ve toplum üzerinde nasıl etkiler yaratıyor?

Türkiye bir geçiş yolu. Gelenlerin bazısı da kalmak istiyor tabi. Harpten, yıkımdan, zulümden kaçan çaresiz insanlar. Hepsinin ayrı bir trajedisi var.

- Romanda yer alan konuları irdelediğimizde birçoğunun doğrudan veya dolaylı olarak siyasi anlayıştan kaynaklandığı da görülmekte. Siz Balıkçı ve Oğlu'nu siyasi bir roman olarak görüyor musunuz?

Hayır, siyasi bir roman değil. Kişileri ve bir aile dramını anlatan bir roman. Ama dediğim gibi bu insanlar uzayda değiller, yaşadıkları bölgedeki her olay onların yaşamlarını da etkiliyor ve yaşam mücadelesi içindeler.

- Romanda "balon balığı" ile "siyanür kullanarak altın arayan ve ormandaki ağaçları kesen şirketler"in varlığı da bir başka soruna dikkat çekiyor. Günümüz gerçeklerinden beslenen bir roman yazmak nasıl sorumluluklar getirdi size?

Dünyanın, dağların, denizlerin kirlendiği, büyük şirketlerin ve onlarla ortaklık yapan siyasilerin hırslarına kurban edildiği her gün gözümüze sokulan bir gerçek.
Denizlerin kirlenmesi ve uzaklardan gelen tehlikeli balıklar, deniz emekçilerinin ekmek kapısını zorluyor. Ormanlarımız kesiliyor, havamız, suyumuz zehirleniyor. Bunlardan etkilenmeyen bir yazar düşünemiyorum.

- Her roman yazıldığı dönemin özelliklerini de yansıtır. Siz Balıkçı ve Oğlu'nu yazarken en çok hangi toplumsal olay veya olaylardan etkilendiniz?

Toplumsal altüst oluşlarda ilginç romanlar çıkar. 19. yüzyıl sonu Rus romanına baktığımızda, herkes büyük bir huzursuzluğun pençesindedir. William Faulkner'in romanlarına Kuzey-Güney iç savaşının gölgesi vurmuştur. John Steinbeck, Kaliforniya'ya çalışmaya giden mevsimlik işçileri anlatırken, yaşanan büyük iktisadi krizi de haber verir. İyi romanlar, siyasi bildiri ya da reçete değildir ama kahramanları aracılığıyla, yaşanan dönemin insanlar üzerindeki etkisini ortaya koyarlar. Ortega y Gasset, "Ben, kendimin ve çevremin ortalamasıyım" derken haksız değildi.

- Balıkçı ve Oğlu'nu önceki romanlarınızla karşılaştırdığınızda onu diğerlerinden ayıran yön nedir?

Galiba bu romanın dili daha şiirsel oldu. Konu ve kahramanlar da beni çok sardı yazarken. Denetim altında tutabildiğim ve eski deyimle "ağyarını mani, efradını cami" bir orman oldu. Ben yoğun ve gereksiz söz kalabalığından kaçan romanları severim. Roman kişisi bir davranışta bulunur, onun yorumlamak, psikolojik yansımalarını bulmak okura kalır. Bir buzdağının ucunu göstermek tekniği belki de.