Eklenme Tarihi : 9/12/2021

Yatak uyuma yeri mi?



Hayatın üçte birinin geçtiği mekan

Brian Fagan ile birlikte yazdıkları, "What We Did in Bed?" (Yatakta Neler Yaptık?) kitabıyla büyük yankı yaratan Nadia Durrani, Cumhuriyet gazetesinden Ebru D. Dedeoğlu'yla yaptığı söyleşide ömrümüzün üçte birini geçirdiğimiz yatak hakkında tarihin derinliklerine uzanan yolculukla ilgili ilginç açıklamalara yer verdi
"İki arkeolog olarak Yatakta Neler Yaptık? Yatay Bir Tarih fikri nasıl doğdu?" sorusunu cevaplayan Nadia Durrani, kitabın yazılış hikayesini Dedeoğlu'na şöyle özetledi:
"Bizler insanların geçmişinin tüm yönleri üzerine halka açık seminerler veren ve kitaplar yazan arkeologlarız. Kitabın diğer yazarı Brian Fagan bir yatak şirketine yatağın tarihi üzerine seminer vermek üzere davet edilmişti. Bu da bize hayatlarımızın üzerinde neredeyse üçte birini harcadığımız yataklar hakkında nasıl kimsenin çıkıp da uzun vadeli tarihçesine dair hiçbir şey yazmadığını düşündürttü. O kitabı yazmamız gerektiğine de tam o an karar verdik."
Yatağın hayatımızda çok önemli bir yer tuttuğunu belirten Nadia Durrani sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yakın zamanda İngiltere’de yapılan bir araştırma yatağın en favori mobilyamız olduğunu gösterdi. Eskiden yatak genelde sosyalleşme ve birlikteliğin yeriydi. Mahremiyetin değişmesinin sebebi Sanayi Çağ ile bağlantı. Yoğun geçen bir mesaiden sonra genelde diğer birçok anonim insanla beraber büyük şehirlerde insanlar evlerinde huzur ve mahremiyet aradılar.
Endüstriyel çağ beraberinde lamba ışığını ve fabrika/ofis/tren zaman çizelgelerini de getirdi. Aniden artık işe belli bir saatte gitmek zorundaydık ve yapay lamba ışıkları da ‘doğal olmayan bir şekilde’ geç saatlere kadar çalışabileceğimiz anlamına geliyordu. Zaman çizelgeleri ve suni ışıklar doğal vücut saatimizi bozdu. Tarihte ilk kez yatar yatmaz uyumaya ihtiyaç duyduk. Halbuki geçmişte belli bir saatte ofiste olmak zorumda değildik ve gece geç saatlere kadar bizi ayık tutan parlak suni ışıklarımız da yoktu. Onun yerine karanlık olduğunda artık yavaşlamaya başlardık ve canımız ne zaman isterse o zaman uyur, dışarısı aydınlanınca da uyanırdık. Doğal ritmimizle çok daha uyumluyduk."
Dünyanın bilinen en eski yatağı yaklaşık 78.000 yıl öncesine ait olduğunu ve Güney Afrika’daki Sibudu Mağarasında bulunduğunu kaydeden Nadia Durrani, açıklamalırına şöyle devam etti:
"Orada insanlar yataklarını mağaranın zemininin içine gömerler ve sonra da otlarla doldururlarmış (otların bazıları böcek savar özelliğe sahipti!) İnsanlar yataklarını örneğin uyumak kadar yemek yemek, alet yapmak (“çalışmak”) gibi birçok farklı aktivite için kullanıyorlardı. Bu mağaralarda yataklar gayet güvenli rahat ve birden çok işin yapıldığı yerlerdi.
Birçok kültür ölülerini ya yataklarına ya da yataklarıyla gömerdi. Örneğin antik Mezopotamya’da insanlar hastaları ölmeleri için özel bir cenaze yatağına taşırdı veya Klasik Yunanlıların elit sınıflarının koltuklarına gömüldüğünü görebiliyoruz.
Çoğunlukla mezarlar içinde insanlar sanki uyuyormuş gibi gömülür. Aslında Afrika’nın bilinen en eski insan mezarının içinde uyuyormuş gibi gömülen bir çocuk vardır. Mezar 78.000 yıl öncesine ait ve yepyeni bir keşif aynı zamanda."
Geçmişten günümüze uyuma alışkanlıkları konusunda da Nadia Durrani, şu bilgileri verdi:
"Büyük iskender’den günümüzde Donald Trump’a kadar dünya liderlerinin büyük kısmının çok az uyuduklarını itiraf etmesi çok ilginçtir.
Uyku araştırmacıları “elit az uyuyanlar” olarak bilinen küçük bir grup insanın o kadar da çok uykuya ihtiyacı olmadığını ve az uyumaktan dolayı zorluk çekmediklerini ortaya koydular. Belki tüm bu az uyuyan liderler buna müsait bir genetiğe sahiptir.
Ancak çoğu insan için yeterince uyuyamamak sağlık için zararlıdır ve üretkenliği azaltır. Geceleri çok az uyumasıyla ünlü Churchill bile gündüz şekerlemesine çok önem veriyordu (ki gündüz şekerlemesi için de pijamalarını giyerdi). Az uykunun obezite ve diğer sağlık problemleriyle ilişkili olduğunu unutmayın, o yüzden yeterli kadar uyumaya çalışın. Çoğu insan sağlıklı bir zihin ve beden ve dolayısıyla optimum üretkenlik için uyumaya ihtiyaç duyar!
Endüstriyel Devrimden önce insanlar güneşin batmasıyla yavaşlardı. Avrupa’da yatak insanların beraber uyudukları sıcak rahat bir yerdi. Tüm aile bir yatağı paylaşırdı: baba (veya misafirler) kapı tarafında, anne veya ergen kızlar duvara karşı ve diğer tüm çocuklar da arada olacak şekilde uyurlardı. Daha da eskiden tüm akrabalar bir kulübenin yerinde veya Büyük Koridorda beraber uyurlardı. Çok eski zamanlarda tarih öncesi insanlar kamp ateşinin etrafında hep beraber uyurlardı.
İnsanlar geceleri grupla beraber güvende ve korunmuş hissederlerdi. Geceyi birbirlerine hikayeler anlatarak, konuşarak, şakalar yaparak, şarkı söyleyerek geçirirlerdi.  
Ancak şimdi suni ışık sayesinde gece geç vakte kadar oturuyoruz ve ardından sadece uyumak için yatağa ya tek ya da çift olarak gidiyoruz. Uyumaya giderken artık büyük bir grup olarak sosyalleşmiyoruz."