Eklenme Tarihi : 9/5/2021

Sürgündeki şehzade




Fatih'in talihsiz oğlu Cem Sultan

Politika, edebiyat ve aşkı birleştiren romanlarıyla ilgi çeken Çağla Ural yeni kitabı “Sultanla Son Dans”da sürgünde büyüyen Şehzade Cem’in hikâyesini anlatıyor. Sürgün edilmiş Hanedan üyesi Cem’in kendini bulma hikâyesini konu alan kitap arka fonuna İkinci Dünya Savaşı ile İtalyan mafyasını alarak okuma keyfi sunuyor. Çağla Ural, Milliyet Kültür Sanat'tan Efnan Atmaca ile yaptığı söyleşide “Sürgün edilen Osmanlı Hanedan üyeleri her ne kadar yeni Türkiye’yi uzaktan gururla izledilerse de Şehzade Cem’in yaşadığı ikilemi yaşamışlar, sürgünde yaşamayı kabullenememişlerdir” diyor


New York’ta yaşayan yazarı bulup sorularını yönelten Efnan Atmaca'nın aldığı cevaplar şöyle:

“Sultanla Son Dans” romanınızda sürgün edilmiş bir Osmanlı sultanı var başrolde ve onun yaşadıkları. Osmanlı hanedanının yurdundan sürgün edilmesi neler değiştirdi sizce tarihte?

Sürgün kararının şaşkınlığı içinde yurt dışına çıkan Hanedan ailesi, başta bu kararın kendilerine Ankara tarafından verilmiş kısa süreli bir çeşit ‘ceza’ veya ‘tehdit’ niteliğinde olduğunu, kısa süre sürgünde kalıp sonra affedilip yurda geri çağırılacaklarını düşünüyordu. Türk milletinin böyle bir karara büyük tepki göstererek Hanedan ailesini Türkiye’ye geri getirmek için Ankara’ya baskı yapacaklarına kesin gözüyle bakıyorlardı. Ama düşündükleri gibi olmadı. Türk milleti, koca bir dünya savaşı ve kurtuluşu yaşamış, toprak, can kaybetmiş, çok yara almıştı. Yaralarını henüz sarıyordu ve yeni kurulan Cumhuriyet ile artık ileriye bakmaya çalışıyordu, geçmişe değil. O günün şartları altında Cumhuriyetin geleceği ve Türk milletinin bir an önce önüne bakabilmesi için alınmış olan bu gerekli karar, Türk milletinin altı yüzyıllık hükümdarlığını devam eden Hanedan ile yollarını artık kesin ve geriye dönülemez bir şekilde ayırmaya, cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği daha kolay benimsemesine yardımcı olduğunu düşünüyorum.

O insanların sürgünde geçirdikleri hayatlar için neler söylersiniz? 

Biliyoruz ki pek çoğu genç Türkiye Cumhuriyeti’ni de destekliyordu içten içe tıpkı Cem gibi. Bir parçası olmak istiyorlar, uzaktan da olsa gurur duyuyorlardı. Bu oldukça ilginç bir konu aslında. Osmanlı hanedan ailesinin sürgün öncesi son dönemlerini incelediğiniz zaman, veliahtların, şehzadelerin ve aile üyelerinin politika ve memleket yönetiminden çok farklı konulara ilgi duyduklarını görüyoruz. Örneğin Sultan Vahdettin, edebiyatla, müzikle ilgilenen sanatçı yapılı biriydi ve padişahlık görevi için hiç hazır değildi. Halife Abdülmecid Efendi ise son derece yetenekli bir ressamdı. Tabloları yurt içi ve yurt dışında sergilenirdi, yetenekli bir müzisyendi. Ancak hem Vahdettin hem de Abdülmecid Efendi Avrupa’da geçirdikleri sürgün yıllarında çekişmeyi bırakmamış, ikisi de Hanedan aile lideri sıfatının kendilerinde olduğunu iddia etmişlerdir. Hatta, Hanedan’ın Irak petrolleri üzerindeki haklarından yararlanabilmek için aile birliği gereği Abdülmecid Efendi’den Vahdeddin ile ortak bir vekalet vermeleri istenince iki kuzen yine aile reisliği konusunda çekişmiş, Hanedan üyeleri Irak petrol gelirinden faydalanamamıştır. Osmanlı Hanedan üyeleri her ne kadar yeni Türkiye’yi uzaktan gururla izledilerse de, “Sultanla Son Dans”da Şehzade Cem’in yaşadığı ikilemi yaşamışlar, sürgünde yaşamayı kabullenememişlerdir.

Politika ile edebiyat arasındaki bağı nasıl görüyorsunuz?

Politika, insan hakları, hayvan veya doğa hakları ile ilgili fikirlerimizi başkaları ile paylaşmanın değişik yöntemleri var. Bazen sesimizi siyasi arenalarında boy göstererek, mitinglere, protestolara katılarak duyurabiliriz, bazen de farklı bir yola giderek edebiyat, film, tiyatro, belgesel, resim veya buna benzer bir sanat dalını kullanarak dünyaya sesimizi duyururuz. Dolayısıyla edebiyat ve politika arasında çok sıkı bir bağ var. Kendi tarihimizden, Halide Edib’ten örnek verecek olursak, Halide Edib, “Ateşten Gömlek”i cephede yazmış ve Kurtuluş Savaşı’nda neler yaşandığını işlemişti.
Günümüzde ise politikanın edebiyatla yakın bağını en güzel işleyen kitaplardan biri Khaled Hosseini’nin 2003’te yayınlanan ve Taliban zulmünü anlatan kitabı “Uçurtma Avcısı”, bir diğeri de Pakistanlı kadın yazar Malala Yusufzay’ın henüz 15 yaşındayken eğitim hakkı mücadelesinde Taliban tarafından nasıl silahlı saldırıya uğradığını anlattığı “Ben Malala” isimli kitabı.