Eklenme Tarihi : 12/15/2016

Bir yılda 2 ödül


Ödüller sorumluluk getiriyor



Edebiyatçı yazar Nilgün Bıyıklı, önce Ömer Seyfettin Öykü Ödülü, ardından da Necip Fazıl Hikaye ve Roman Ödülü sahibi olan Cihan  Aktaş ile buluşup konuştu... 



Bu sene Necip Fazıl öykü roman ödülü sahibi Cihan Aktaş, 80 sonrası kuşağın etkilendiği ve takip ettiği önemli bir kadın edebiyatçı-yazar ve düşünce insanı. Hiçbir klik ve oluşumla doğrudan ilişki kurmadan senelerce itibar görmeyi başarmış, ülkemizin önemli bir aydını. Cihan Aktaş gibi, bir edebiyatçı-yazar olan Nilgün Bıyıklı kendisiyle buluştu, konuştu...

Sevgili Cihan Aktaş, 11 öykü, 4 roman, 19 düşünce-araştırma kitabınız var. Toplamda 34 eser. Mimarlık eğitimi aldınız, sinema ve özellikle de İran sineması özel ilgi alanınız, kadın, Müslümanca bakış açısıyla güncel siyasi konular... Bu kadar üretken bir Cihan Aktaş nasıl oldu?

Kendimi bildim bileli kitaplarla iç içe bir hayat yaşıyorum. İyi çalışılmış samimi  bir metin çok değerli geliyor bana. Evrenin ikizi bir kitap, demiş ya Mallarme... Sanki hepimiz ne yaparsak yapalım evrenin benliğimizdeki ikizini kendimize göre keşfe çalışıyoruz.  Hayatımı yazmaya zaman ayıracak şekilde düzene sokmaya gayret ettim.  Yazıyı bir söyleşi yolu olarak gördüm. Hep disiplinli bir öğrenciydim, yazarken de disiplini korumaya özen gösteriyorum. Yazarlık diye diplomayla kazanılan bir meslek yok. Bu nedenle bu alana yönelmeyi ancak bir tutkuyla izah edebiliriz. Bu tutku bir yanıyla fıtratımızın eseri kuşkusuz ama aynı zamanda hayatın dersleriyle ilgili. Yazmaya belli bir zaman ayırmayı çok önemsiyorum, okuma zamanı gibi. Yazmasam bile yazılmış metin üzerine düşünerek mesela yürüyüşe çıkarım. Bulaşık yıkarken yeni öykümdeki problemi aşmama yardımcı olacak bir çareye kafa yorarım. Mimarlık öğrenimi disiplinli çalışma alışkanlığımı pekiştirdi. Sürekli bir öğrencilik yazmak benim için, en pratik öğrenme yolu. Yazmayı da okuya yaza keşfetmeye devam ediyorum. Sonra ne yazdım diye geri dönüp bakmıyorum pek ama tekrarlardan kaçınmaya özen gösteriyorum.

Madem her şey beklediğim gibi gerçekleşmedi, eksik olan neydi? Bu soru üzerinden okuma ve yazmayı sürdürüyorum. Elbette okuma yolları sonsuz.

Terazide, edebiyat eserleriniz ile edebiyat dışı eserler neredeyse dengede. Peki, Cihan Aktaş’ı en çok hangi kefe mutlu ediyor?

Edebiyat. Diğer alanlar edebiyata yönelmeyi anlaşılır kılan veya açıklayan öğrenme çabaları. Bir temayı kafada evirip çevirmenin şifa veren bir yanı var.

                              

2016 yılı, önce Ömer Seyfettin Öykü Ödülü, şimdi de Necip Fazıl Hikaye ve Roman Ödülü sahibi oldunuz. İki farklı kuşak, iki ayrı ekol. Bu ödüllerin adına verildiği ustaların ve ödüllerin sizin için anlamı nedir?

Her iki ödül de büyük onur kaynağı. Bu iki dev isim, edebiyatımızın zor dönemlerinin cevval kalemleri.  Ömer Seyfettin kısa hikayemizin velut ve talihsiz ustası. Yazma tutkusu konusunda elbet benzeşiyoruz. “Ben Gönen’de doğdum” cümlesiyle başlayan ‘And’, öykü türüne yakınlık duymama yol açan kaynaklardan biri. Sade dili, gerçekçiliği, toplumsal duyarlığı ve yazma disiplini konusunda kuşkusuz örnek aldığım bir yazar. Edebiyat görüşüne de büyük ölçüde yakınlık duyuyorum. “Edebiyatta sadece sanata kail olmam” demiş, ‘edebiyatsız edebiyat’ arayışındaki sebepleri açmaya çalışmıştı. Hasılası ‘yaldızlı mukavva heykeller’den ibaret olmayan bir dilde aradı şifayı. Bir geçiş döneminin dil fedaisi olduğunu düşünürüm.

Osmanlı’nın savaşlarla kuşatıldığı zor bir dönemde, her şey üstüne üstüne gelirken, teşhis edilemeyen şeker hastalığının ıstıraplarına katlanarak her hafta bir öykü yazma disiplinini korumuş. Onun savaş döneminde bile çadırlarda öykü yazmayı sürdürmesi, bizleri bu konuda bahanesiz bırakıyor. Öykü yazarlığını meslek olarak benimsemiş ilk yazarımız. Buna rağmen öldüğünde kadavra yalnızlığı yaşamasını çok ağır bulurum. Yüzlerce kez yaşanmış öykü sevincinin bir bedeli mi bu yalnızlık, diye hatırlarım sıklıkla. Necip Fazıl, bana şiiri sevdiren şairlerden biri. İlkokul ikinci sınıfta Kaldırımlar’ı ezbere okuyarak dolaşırdım evde. Yatılı okulda, ‘Anneme Mektup’ benim için yazılmış gibi gelirdi. Sanat görüşü itibarıyla yakınlık duyduğum bir müellif. Keyif içinde ömür tüketmeye izin vermeyen, hayatı yüce bir amacın peşinde anlamaya ve yorumlamaya çağıran, şartların ilkeler açısından eleştirisini dert edinen bir sanat görüşü bu. Adalet üzere bir sorgulama, madunlar konusunda duyarlık, şartları ilkeler zaviyesinden eleştirmeyi dert edinen bir kalemi var Necip Fazıl’ın. Öfkesi, toplumda dalgalanmalar meydana getiriyor, ilgisi unutulmuş Anadolu’nun gençlerine kapılar pencereler açıyor. Ben romana bir on yıl kadar geciktim. Yazma hakkımı savunduğum kitaplara yoğunlaştım önce. Her iki ödülü bundan böyle daha titiz ve sorumlu çalışmam gerektiğinin bir hatırlatması olarak yorumluyorum. İçtenlikli, tekrarlardan uzak ve madunları merkeze alan kitaplar yazma fırsatı diliyorum Allah’tan.

Kaynak: Star Gazetesi