Eklenme Tarihi : 12/14/2016

Osmanlının hazanı



Sadece siz değil, karşı 
taraf da haklı çıkabilir

Aslı E. Perker yeni romanı "Vakit Hazan"da, İmparatorluğun son dönemindeki siyasal kamplaşmalar, belirsizlikler, Milli Mücadele’yi destekleyenler, Mustafa Kemal’den kuşkulananlar, Anadolu’nun ve İstanbul’un günlük yaşamından kesitlerle okuru 20. yüzyılın başına bir yolculuğa çıkarıyor. Kitap, Osmanlı'nın son dönemindeki gündelik hayatı, belirsizlikleri, İstanbul'un ve Anadolu'nun durumunu anlatıyor. 


GÜLENAY BÖREKÇİ
Aslı E. Perker 6 yıl önce bir tarih kitabı okumuş. Cambridge Üniversitesi tarafından basılan ve Cem Behar ile Alan Duben'in imzasını taşıyan kitabın adı, "İstanbul Households"muş. Bir bilgiden diğerine adeta "sıçrayarak" bitirmiş kitabı ve bu konuda okuduğu kitaplar arttıkça, kendini tarih çalışırken bulmuş. "Okumanın, yazmanın yarısı olduğunu düşünmüşümdür hep" diyor. "Hatta daha fazlası..." Böylece genç bir kadın, yani Handan şekillenmeye başlamış zihninde. İşgal altındaki dönem İstanbul'unun zenginliğini okumak da çok cazipmiş. Gülüyor: "Bugünlerde anlaşılıyor ki pek çok kişi için cazipmiş zaten."

*"Vakit Hazan" için nasıl hazırlık yaptın, araştırma ve fikri olgunlaştırma süreci senin için nasıl geçti?

Neredeyse kütüphanede yaşadım, hayatımda hiç olmadığı kadar çok kütüphaneye gittim. O zaman New York'ta yaşıyordum ve NY Kütüphanesi herhangi bir konuda araştırma yapmak için ideal bir yerdi. Dünyanın dört bir yanında her tür belge orada toplanmış. Beni en çok etkileyen, Türkiye'den gönderilen haberler oldu. Benim için New York Times başta olmak üzere pek çok Amerikan gazetesinde her gün çıkan haberler vasıtasıyla Osmanlı'nın o yıllar için günceline tanıklık etmek çok tuhaf bir histi. Tabii insan ister istemez bu haberlerin ve makalelerin ne kadarı doğruyu yansıtıyor ya da söylüyor, onu da merak ediyor. Örneğin Mustafa Kemal'le yapılmış bir söyleşi var ki onun kişiliğine ışık tutacak nitelikte. Çok rahat olduğunu belli eden, korkusuz cevapları var.

*Yakın tarihimize dair bir keşif yolculuğu diyebilir miyiz o sürece? Bilmediğin neler keşfettin, üzerinde düşünmediğin nelerin önemini fark ettin?

Kadın meselesi. Osmanlı'da kadını hak ettiği yere oturtmamışım kafamda. Sanki tüm Osmanlı tarihi boyunca hep haremdeymişler gibi hayal etmişim onları. Bu benim eksiğimdi. Çünkü hiç de öyle olmadığını öğrendim. Modern kadının temelleri 1800'lerin ikinci yarısından itibaren atılıyor. Kadınlar giyim kuşam, evlilik, çalışma hayatı gibi konuları tartışıyor, haklarını arıyor, haklarını alıyor. Kadınlara haklar, Cumhuriyet'in ilanından sonra verilmiştir deniyor ya, işte o aslında bir mit. Kadınlara hiçbir şey verilmiyor, uzun bir mücadelenin sonunda haklarını kendileri alıyor. Cumhuriyet değil, imparatorluk devam etseydi gene alacaklardı. Ama tabii Cumhuriyet tarihinin hakkını yememek lazım, belki daha uzun sürecekti. Belgeler Atatürk'ün de çok ilerici bir lider olduğunu açıkça gösteriyor.

*Günümüze benziyor mu o yıllar?

Ben çok benzetiyorum. Bilhassa toplumdaki bölünmüşlüğü... Bir tarafa ait olmak zorundaymışsın hissini... Üstelik hangi tarafta olursan ol diğer taraf sana vatan haini diyecek. Ne büyük bir kaos! Bugün de aynısı yaşanıyor kanımca. Oysa kimse vatan haini değil. Bakış açıları farklı. Handan'ın babası ile amcasının birbirine taban tabana zıt görüşlerini incelemek, düşünmek ve yazmak çok önemliydi benim için. Biri Osmanlıcı, hatta diyelim ki mandacı, diğeri İttihat Terakkici ve her ikisi de birbirini vatan haini olmasa bile vatanını sevmeyen hayırsız insan addediyor. Oysa durdukları yerden bakılınca, ikisi de haklı. Bizim memlekette bu işler çok karışık. Sanırım hep böyle oldu, böyle olacak.

*Kendisini milli mücadeleye adamış 18 yaşındaki Handan'ı anlatır mısın? Karakterine bu adı vermenin Halide Edib'le ve Osmanlı'daki kadın özgürleşme hareketleriyle alakası var mı?

Handan'ın iki isim annesi var. Biri, evet Halide Edib'in Handan'ı. Sadece isim olarak esinlendim ama, karakter farklı. Hatta daha çok Halide Edib'e benziyor. İkinci isim annesi ise eski editörüm Handan Akdemir. Hem onu hem ismini çok severim. Bir de bazı halleri de benziyor bence.

'MERAL OKAY OKUDU VE 'İŞTE ŞİMDİ OLDU' DEDİ'

*Zaten romanında da var Halide Edib? Peki ya George Eliot ve diğer yazarlar niçin var?

O dönem onları okuduğum için. Dedim ya benim için okumak ve yazmak sarmal bir döngü. Biri diğerinden muhakkak etkileniyor. Okuduğum bütün kitaplar bir şekilde sızıyor yazdıklarıma.

* Aşksız roman oluyor mu? Bu romanda bir yasak aşk var...

 Benim romanlarımda aşk hiçbir zaman tam olarak yok. Bir göz kırpıp kaçıyor. Hep kıyıdan köşeden, eskiden yaşanmış bir büyük aşkın izleri olarak zuhur ediyor. Bunda da öyle oldu. Ama bir şey itiraf etmem lazım: İlk yazdığımda bu kitapta aşk yoktu aslında. New York'taydım ve Türkiye'ye tatile gelmiştim. On beş günlüğüne falan. Her geldiğimde rahmetli Meral Okay Bebek Balıkçısı'na götürürdü beni. Gittik, o da "Muhteşem Yüzyıl" olduğunu sonradan anladığım bir dizi üzerine çalışıyordu. Kitabımı anlattım. "Aşk yok mu" dedi. Dedim. "Yok." . Cevap verdi: "Olmaz, muhakkak ekleyeceksin." Dediğini yaptım. Rahmetli ölmeden önce okudu, "İşte şimdi oldu" dedi.

*Handan kendini suçlu hissediyor, memleket yanıyorken aşk düşündüğü için. Gerçi sonradan değişiyor. Onun ruhundaki fırtınayı anlatır mısın?

Onlar benim kendi suçluluk hallerim galiba. Bugünlerde de olduğu gibi. Anlık mutluluklarımdan bile utanır oldum. Haberin yok, çocuğunla gülüyorsun oynuyorsun, fotoğrafmı çekiyorsun, paylaşıyorsun, sonra bir öğreniyorsun ki o anlarda bomba patlamış, şehitler verilmiş. Kendine kızıyorsun. "Neler oluyor, senin aklın nerede" diyorsun. Bu hep vardı bende. Gençken de. Handan'a yansımış olması normal. Ama işte insan bu, bence aslında sonunda çoğunun iddia ettiğinin tersine
az da olsa mutlu olmayı seçiyor. Yoksa bir gün daha devam edemezdik. 

*İyi bir romanın sonunda karakter mutlaka değişir. Yazar da değişir. Roman bittiğinde kahramanına ve sana ne oldu? 

Bana çok şeyler oldu. Kurtuluş Savaşı'nın bildiğim kadarmı, öğrendiğim kadarım umursuyordum. Tam olarak hakkını veremiyor, anlayamıyordum yapılan fedakârlıkları... Roman bittiğinde kendimden utanır haldeydim. Kahramanım ise bütün gitgellere rağmen en nihayetinde durmak istediği yeri seçiyor. Ve hem babasının hem amcasının haklı olduğunu görüyor. Yani hayat öyle bir şey ki sadece siz değil, karşı taraf da haklı çıkabilir. Bu, kitabımın önemsediğim bir mesajı.

ŞEFKATLE BİR DERDİM VAR BENİM

*Nermin Yıldırım'ın yorumu çok güzel. "Romanda memleket de Handan da şefkat sahibi bir anne arıyor sanki. Ya da şefkat gösterecek bir çocuk" demiş.

Handan'ın annesizliği, hep ona o sıcaklığı verecek kadını arayışı benim için de çok önemliydi. "Anasız kız, han soyundan olsa öksüzdür" lafı çok dokunur bana. Onun kadınlığa dair ufak tefek detayları bile bilmiyor olması, üzerinde hassasiyetle çalıştığım bir konu oldu. Şefkatle bir derdim var benim. Kişisel hayatımda değil ama ülke genelinde. Bundan birkaç yıl önce Milliyet Gazetesi'nde yazıyordum, bir yazıda değinmiştim, şahsen devlet babadan da beklentim bana parmak sallaması değil, beni koruyup kollaması. Sürekli azarlanan bir çocuğun sonunda sağlıklı olmasına imkan yok.
 
YAYINCI ASLI ANLATIYOR...
*Sen artık yayıncısın da. Yayıncı Aslı ile yazar Aslı çatışıyor mu zaman zaman, yoksa birbirlerine destek mi oluyorlar?

Daha çok destek oluyorlar. Çok sevdim yayıncılık işini. Mutfakta olmak, her kitaba ihtimam göstermek zaten ancak bir yazarın yapacağı iş. Kitapların arka kapak yazılarını yazarken bile heyecanlanıyorum. Bu da meğer en az yazmak kadar yaratıcı bir işmiş. Her gün satış müdürümüzün başına ekşiyorum, siparişleri sormak için. Halbuki bugüne kadar kendi romanlarımın satışını öğrenmek için bir kez bile kimseyi aramadım.

Kaynak: Habertürk Gazetesi


“Kimi Hatun Sırtında Mermi Taşıdı, Kimi
Hatun Teşkilat-ı Mahsusa’nın Mektuplarını”

Aslı E. Perkerden tarihi macera: Vakit Hazan