KAĞAN NEDİRLİ

Kavga Günleri'nin hatırlattıkları



KAĞAN NEDİRLİ
Yağmur Tunalı'nın kaleme aldığı "Kavga Günleri" eseri adeta Ülkücü Hareketin tarihine yapılan bir yolculuk... 1968 yılından beri Türkiye'de gençlik hareketleri olarak adlandırdığımız eylemler olagelmektedir. Yazar, "Kavga Günleri"nin yaşandığı bir ortamda ülkücülük davası ile "Esir Türkler Haftası" olarak adlandırılan bir etkinlikle tanışıyor. Esir Türk mü olur? demeyin sakın. 20. yy.'dan başlayarak günümüzde de devam etmekte olan düzende Türk'ün öldüğü ve esir düştüğü her yere "vatan" denir. Yumruklu, taşlı, sopalı ve silahlı kavganın yanında kültür-sanatlı bir kavga da vardır. Kültür-Sanat ağırlıklı faaliyetler her ne kadar sol görüşün himayesinde görülse de ülkücüler de kültür-sanat ile iç içedir. Şiir, müzik, tiyatro ve yayıncılıkla devam eden kavgada ülkücülerin hatırı sayılır çalışmaları mevcuttur. Asıl kavga kültür-sanat ekseninde yaşanmaktadır.
Osmanlının son döneminde başlayan Türk Milliyetçiliği Hareketi, bünyesinden birçok entelektüel ve aydın çıkarmıştır. Bu yüzden Türk Milliyetçiliği bir aydınlar hareketidir.  Bu aydınlar hareketinin en büyük şahsiyeti de Mustafa Kemal Atatürk'tür. 68'den sonraki dönemde ülke genelinde yaşanan ihanet ortamında Türk Milliyetçiliğinin fikir hareketi kavgaya dönüşür. O dönemde sol, ülkeye karşı her türlü muhalif ve ihanet fikir ve uygulamalarını bünyesinde barındıran bir oluşumdur. Ülkücü hareket işte böyle bir düzen ile savaşmıştır. Kuvvetini inancından alan ülkücü hareket elinden geleni yapmakla beraber bu ortamda bir kısım yanlışlıklar da olmadı denilemez.
Tunalı'nın dönem ile ilgili önemli tespitlerinden biri Necmettin Erbakan Hareketi'nin dini kullanarak siyasette nasıl tutunduğu konusudur. Erbakan ve arkadaşları bu ülkede dini ideolojiye dönüştürmüşlerdir. Yazar Erbakancılar için "Savaş Sonrası Meydan Soyucular" kavramını kullanmaktadır.  Bu kavramı biraz açmak gerekir. Ülkücü Hareket'in inandığı değerler için çile çektiği bir ortamda Erbakancılar en küçük bir kıpırtı göstermezken, kavgadan sonra ülkücü hareketi arka bahçesi olarak kullanmıştır. Ülkücü Hareketin de bu konuda hataları olmuştur. Ülkücü hareket kavgasını ölüm pahasına veren ama kavgasını anlatamayan bir hareket olunca "arka bahçe"ye dönüşmüştür. 
12 Eylül sonrasına gelindiğinde ülkücüler büyük kan kayıpları yaşamıştır. Bu dönemde Ülkücü Hareket, dini ideolojiye dönüştürenlere ve Kenan Evrenci Atatürkçülere karşı kendini yenileyememiş, milletine kendini anlatmakta geç kalmıştır. Bunun sonucu olarak dini ideolojik hale getirenlere rağbet artarken teşkilatı ele geçirenin her türlü kural koyucudan da üstün hale gelmesi hareketi sekteye uğratmıştır.
Bugün okuma oranlarına ait istatistiklere baktığımızda Türk Milliyetçileri olumsuz bir tablo çizmektedir. Bu düşük oran Türk Milliyetçilerini davasız bir birey olma noktasına hızla sürüklemekte ve en vahim olanı ise Türk Milliyetçilerinin sürüklendiği davasız birey profili Türkiye'de devlet fikrini sekteye uğratmaktadır.
Türk Milliyetçileri ne yapmalıdır ? Hiç şüphesiz ki, günümüzde Türk Milliyetçileri devlet fikrinin en büyük emanetçileridir. Milliyetçiler, Devlet fikrinin verdiği inanç ile eski ruha dönerek sorumluluk almalıdırlar.Galip Erdem'in anlatımıyla "Türkiye'deki Türklere rağmen Türkçü, dışarıdaki Türklere rağmen Turancı, Müslüman Türklere rağmen Müslüman olan kişiye Ülkücü denir. Ülkücüler bu tanımdan yola çıkarak kendini geliştirmeli, özeleştiri yapmalı ve devlet fikrine sahip çıkmalıdır.
O günleri yaşayan bugün "Kavga Günleri"ni kaleme alan A.Yağmur Tunalı'ya teşekkür eder, iyi okumalar dilerim


   
 

yorum ekle