KAĞAN NEDİRLİ

Paulo Coelho ve Simyacı üzerine

                                       


KAĞAN NEDİRLİ

Simyacı, 1996 yılından beri ülkemizde sevilerek okunan Paulo Coelho'nun klasik eserlerinden biridir. Mevlana'nın ünlü eseri Mesnevi'den etkilenerek kaleme alınmış bu roman, okurlar tarafından zaman zaman tekrar okunmalıdır.

İspanya'da papazlık eğitimi almak yerine çobanlığı seçen Santiago, gördüğü bir rüya üzerine Mısır Piramitleri'nin yanıbaşındaki hazineyi aramak üzere yola çıkar. Santiago yol boyunca çobanlık da dahil pek çok işi yapar. Ticaret de yapan delikanlı zarar eder ve koyunlarından da yoksun kalarak bir billuriyecinin yanında işe başlayarak onunla uzunca bir süre çalışır. Billuriyecinin yanında Arapça da öğrenen Santiago yeterli parayı kazandığını düşünerek hazinesini aramak üzere tekrar yollara düşer. Delikanlı çölde yaptığı yolculuk sırasında rastladığı Fatıma'ya aşık olur. Aşkını hazinesine tercih etmek üzere olan delikanlı bu düşüncesinden tanıştığı Simyacının uyarısı üzerine vazgeçer. Hazinesini aramak üzere Simyacı ile yaptığı yolculuk sırasında ve piramitlere ulaştığı anda artık öğrendiği tek ve en önemli hazinenin insanın kendi  "Kişisel Menkıbe"si olduğunu anlayacaktır.

Eser, bir okuyucu olarak bana şunları düşündürdü; 

İnsanın, hayatında sahip olmadığı bir şeyi kendine vaat ederek yola devem edecek olması, hiç şüphesiz ulaşılmak istenen hedefin cazibesini artırır. Ancak kişi,  hedeflere ulaştıktan sonra gerçekçi vaatleri sunmalıdır. Bu arada hedefe giden yolda, sözcüklerin ötesinde bir dil ve "evrenin ruhu" olarak adlandırdığımız olumlu güçten faydalanmayı bilmeliyiz. Yaşam buyunca uğraşımız, hedefimiz ne olursa olsun bunları eyleme dönüştürürken sevgi ve tutkuyla yapmalıyız. İnanmalıyız ki; sevgi ve tutkuyla yapılan her işte evren insanoğlu ile işbirliği yapar. Yani, "Allah iyiye yardım eder" diyebiliriz. Bu işbirliği için evrenin konuştuğu biricik dil olan "iyi" nedir onu keşfetmeliyiz.

Kitapta üstünde ısrarla durulan "Kişisel Menkıbe" kavramının yani bizim anlayacağımız şekliyle söylersek "hedef" kavramının üzerinde düşünmek gerekiyor. Öncelikle hedefler için yola çıkıldığında hedefimizi sevmeliyiz. Sevilerek, istenerek yürünen bir yol, bizim hedefe odaklanmamızı ve hedefin başrolünü oynamamızı sağlar. Her insan kendi faaliyetleri içerisinde başrolü oynar. Önemli olan bu rolümüz sırasında kendi farkındalığımız ve "yüreğimiz ile dost" olmamızdır. Yüreğimiz ile dost olmamız, bizi bilinmeze karşı güçlü kılarak istediğimiz ya da ihtiyaç duyduğumuz hayatı elde etmemizi sağlayacaktır. Kazanılan bu hayatlar yeni hayatları da olumlu etkileyecektir. Etkileşimde bulunduğumuz tüm hayatlara iyi davranmalıyız. "Kötülük insanın ağzından giren şeyde değil çıkandadır" derken yazar hayatlara saygıyı anlatmak istemiştir.

Santiago adlı delikanlının hazinesi ne altındı nede gümüş. Delikanlının hazinesi arayıştı. Yani Santiago'nun kişisel menkıbesi arayıştı. Peki bizim kişisel menkıbemiz yani arayışımız nedir ? Tarihi tanımlayan temel tezler vardır. Kapitalistler tarihi ekonomik sınıfların mücadelesi olarak tanımlar. Komünistler tarihi sınıfların mücadelesi olarak kabul ederler. Türk Milliyetçileri ise tarihin milletlerin mücadelesi olduğuna inanırlar. Türk Milliyetçilerinin içinde bulundukları tarih mücadelesinde mutlaka "Kişisel Menkıbe"leri olmalı. Türk Milliyetçiliği Fikriyatına inanmış başbakan, cumhurbaşkanı hedeflerimiz, arayışlarımız, "kişisel menkıbe"lerimiz olmalı. Siyasi hedeflerimizin yanı sıra ekonomik, sosyal ve kültürel hedeflerimiz de olmalı tabii ki. Türk Milliyetçileri inanmalı ki, gerçekten kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimseye hayat cömert davranacaktır. 

Paulo Coelho'nun Simyacı adlı eseri, kişisel menkıbelerimiz ve hedeflerimiz olması gerektiğini hatırlatıyor bize. Yazar'a ve çeviride imzası olan Özdemir İnce'ye teşekkür eder herkese iyi okumalar dilerim…..    



   
 

yorum ekle